00:00:00
-A +A
   Bay Gölge
Bay Gölge

Krizlerin kralları:TEFECİLER

Ne tuhaf bir ülkeyiz.huzursuzluk hep yanıbaşımızda,huzursuzluktan sebeplenenlerde,huzursuzluğa sebep olanlarda tepemizde.


Herkes biliyor ekonomik kriz başladığından beri şehrin tefeci kaynadığını.tefeciler,kuraklık başlayınca sürülerin peşine düşen akbabalar gibidir.gerçi bir farkı var,akbabalar av ölsün diye bekler,tefeci ise ölmek üzere olan ava bir yudum su verir.zira ölüm anındaki şuur kesintileri,avı kontrol altına almayı kolaylaştırır.yani demem odurki;akbaba karnınını doyurmak için adı ölüm olan ilahi sona proğramlanmışken,tefeci adı kriz olan ekonomik sona müdahele ederek karnını doyurmaya proğramlanmıştır.akbabalara daha fazla haksızlık etmeden tefecileri irdelemeye çalışacağım.
Önce kimdir bunlar ona bir bakalım, Çocuklukları ve ilk gençlik yılları tıpkı bir böcek gibi ezilerek geçmiştir. Her ezilişte, paranın gücünü idrak ederek ve bu gücü soluyarak ayağa kalkmayı becerebilmişlerdir. Bir daha ezilmeyecek şekilde ayağa kalktıklarında ise artık böcek değil birer ejderhadırlar. Şimdi ezme sırası onlardadır.

Acımasızlıkları da devreye girdiğinden paraya yön vermeyi iyi bilirler ve bu yüzden orta yaşlara doğru sıkı birer işadamı olmuşlardır. Bu ülkede ekonomi bir türlü sağlam zemine oturamadığından, tefecilik daima risksiz-garantili para akışı sağlar; işte bu nedenle tefeciliği paravan şirketlerle devam ettirirler. Zaten müşteri kitleleri de kendileriyle beraber basamak atlamıştır. Dedikodudan korkan kalburüstü kesim artık müşterileri haline geldiğinden az ama öz iş yapmaya başlamışlardır.


Bu işadamı-tefecilerin ortak bir özelliği vardır.genelde hacca giderler,namaz kılarlar hatta içlerinde cami yaptıranda vardır.kutsal dinimizi  pis işlerine alet etmeyi çok iyi becerirler.sosyalist olan tefecilerde okul,dernek ve çeşitli sosyal vakıflarda görev alırlar.bir nevi vicdanı rahatlatma güdüleridir bunları yaptıran…


Biraz daha ‘ar’lı olanlar az önce bahsettiklerim kadar abartmasa da, iki lafın arasında dürüstlükten-insanlıktan bahsederek ruhlarındaki küçük bir insanlık kırıntısını canlı tutmaya çalışırlar.


Bir de bu işi yapan serseri takım vardır. Öncekiler kadar geniş hacimli değildirler ancak daha tehlikelidirler. Öbürlerinin avukatları vardır, aksaklıklarda icra dairelerini ve mahkemeleri ve hatırlı çevrelerini devreye sokarlar. Ama bu serseri takım ise hukuk-mukuk dinlemez, kurbanın evini-işini basar, taciz eder. Sonuçta, kurban derde kalıp ölmediyse memleketi terk eder gider. Doktor gibi, mühendis gibi bunlar da ekonomik-sosyal hayatın içinde yerlerini almışlar.

Şimdi şu soru sorulabilir; bir insan tefeciden neden para alır?

Ülkede ekonomik istikrar olmayınca, yatırım yapmış olan bireyin sürprizlerle karşılaşma olanağı çok fazladır. Avrupa da ki gibi, ‘yerimde oturayım, kendimi riske atmayayım, işsizlik parası bana yeter,’ deme şansı yoktur. Ticaret yapmayacaksa, devlet memuru filan da değilse, o zaman açlıktan ölme ya da dilenci olma şıklarından birini seçecektir. Hele bir de fazla dürüst ise, üçkâğıttan anlamıyorsa ekonominin yalpalayan çarkı arasına sıkışıverecektir.devlet,bu işte hiç suçu yokmuş gibi banka kapılarından geri çevirecektir mağduru…

O da minnet duyguları eşliğinde tefeciden aldığı paralarla borcunu ödeyecektir. Artık aylık yüzde  beş-yüzde onbeş aralığında faiz dönemi başlamıştır hayatında… Bu devlet neden var diye sormak aklına gelmeyecektir hiçbir zaman. Hoş gelse ne olacakki  o da ayrı bir muamma zaten!


Şimdi ise şu sorulabilir; İcra dairelerindeki takip dosyalarında çok büyük rakamlarla yapılan takipler vergi dairelerinin niçin ilgisini çekmez? Ki icra dairelerinin para hacmi şu anda bankalardan çok daha fazla… Küçük esnafın 3-5 liralık fiş kesip kesmediğinin kontrolünü yapabilen, bankalardan sekiz bin lira üzerindeki havaleleri kontrol edebilen bir kurum, devletin bir başka kurumundaki belgelere neden bir göz atmaz?

Son soru da şu olabilir; Meslek etiği denen bir şey varsa, kanunsuz olmamakla beraber vicdanlar sızlıyorsa, bazı avukatlar bu işin neresinde olduklarını hiç düşünürler mi? Zira ekonomik krizle beraber kentteki avukatların büyük bölümü tefeci mağdurlarına icra taşımaya başladılar. Avukat diyebilir; ‘Bana senet-çek getirdi, icra takibi yapmak görevim…” Ama o senetleri çekleri getirenlerin söndürdüğü ocaklarda, sebep olduğu ölümlerde ya da dağılan yuvalarda ki katkısını da mesleki görev olarak mı algılar?

Sonuç; Bu ülke kocaman bir satranç tahtası, farklı frekanslarda bir sürü zıtlıklar aynı anda maç yapıyor.
Piyon, mağdur bireyler, yani av; oyun onlarla başlayacak.


At ise tefeci-fırsatçı-üçkağıtçı vs., oyundaki bütün taşları çaktırmadan yandan vurma hesabı yapıp duracak.
Fil, ekonomi; düz gitme olanağı hiç yok.


Kale, avukat; net göremediği halde uzak mesafeli avları da vurabilme yetisine sahip…
Vezir, hukuk; üstte saydığımız bütün taşlara önünde diz çöktürür, çünkü hareket alanı geniş. Ancak buna rağmen yenilmez değil! Bazen bir piyon bile onu alt edebilir.


Şah ise devlet .


ne diyelim artık,herkese bol şans ,hepinize  iyi oyunlar… satranç oynamanın Kötü bir yanı da yok aslında…
‘’çok oyun refleks arttırır’’.
Allah bana bu ömrü verdikçe,kalemim kırılana kadar;kanunsuzların,yolsuzların,tokatçıların,tefecilerin,dolandırıcıların,fırsatçıların ensesinde bir nefes olmaya devam edeceğim
‘’.benim bölgemde,gerçeklerin gölgesi vardır.’’ kalın sağlıcakla…

Bay Gölge -Konya'nın Nabzı 

 

Yorum Yap
Yorumunuz
1000
Son Eklenen Haberler

Konya haberleri
"Hikmet Peker iki kitabını bir arada çıkardı."