SON DAKİKA
00:00:00
-A +A
   Cüneyt Diler
Cüneyt Diler

Ashab ı Kehfin Gülüşü Güzel Delikanlısına...

Bir Türkü böldü uykumu, ne zaman duysam içimi yakan bir türkü...

 

“Şu yüce dağları duman kaplamış Yine mi gurbetten kara haber varSeher vakti burda kimler ağlamış

Çimenler üstünde göz yaşları var”
 
Anadolu çocuklarının acılarını gurbet kıvılcımı ile harmanlayıp yürekten yüreğe,nakış nakış işledikleri, çok acı hatıraları, bizim olan bu coğrafya kayıt düştükleri çok içli bir türkü...
 

Geçtiğimiz ay bir tranvay çıkışında kulağıma gelmişti, garip o kadar içten söylüyordu ki, o gün kendime gelemedim, kimbilir yüreğini delip,içini yakan dert neydi
 
Kendi yaralarını bir yana bırakıp,kendi sevdalarından yüreğini yırtarak vazgeçen, benim derdim aşk değil, memleket meselesi diyen Alperenleri düşündüm...
 
Üstüste darbe yiyip hayata küstürülen ama her şeye rağmen, en son 15 temmuz ihanetinde bile vatan savunmasında ön safta yiğitçe savaşan, hainin canını almadan bırakmayan yiğitleri düşündüm....
 
Ebu cehil, devri’nin, eylül uzantısında, tekbirler kuşnan Ubeybleri düşündüm.
 
Ben böyle yiğitlerin arasında büyüdüm, bu yiğitlerden dik durmayı, planlı bir sukuneti,saldırmam gerektiği an saldırıp bir daha dönmemenin nasıl bu yüzyılda da olabildiğini, düz yürüme’nin, yalpalamadan net bir duruş sergileme’nin ve bu duruşta uzun süre daim ve kaim olabikme’nin ne olduğunu, daha doğrusu nelere mal olduğunu, ısrar etmenin güzelliğini,Vatan sevgisin maya gibi olduğunu, sütü bozuklarda bu maya’nın asla tutmadığını yaşayarak, görerek öğrendim,bu yüzden hep asi kaldı bu çağa bir yanım...
 
Mamak Cezaevi'nin soğuk duvarları arasına düşen gencin ibretlik hikâyesinden bir hatırayı paylaşmak istiyorum, belki bizi hisseden bir yer vardır gönlünüzde...
 
Gardiyanların ayak sesleri koğuşun kapısında son buldu. Getirdikleri genç bir mahkûmu bıraktılar ve gittiler. Yeni gelen genç içeridekilere selam verdi ve kendisine gösterilen boş yere sessizce oturdu. Koğuştakiler ona, “hoş geldin, geçmiş olsun”, dediler. İçlerinden en yaşlı olanı gencin yanına yaklaştı ve ona alâkadar oldu.
Çünkü selam verişinden ve simasından bu gencin nasıl biri olduğunu hemen anlamıştı. Genç oldukça yorgun ve bitkin görünüyordu, epeyce bir müddet konuşmadı. Daha sonra yaşlı adamdan bir seccade istedi ve kıblenin ne taraf olduğunu sordu. Sonra kalktı ve yavaş yavaş ikindi namazını kıldı.
Yaşlı adam gencin namazını bitirmesini bekliyor, onunla dertleşmek istiyordu. Fakat genç ikindi namazını bitirdiği halde daha namaz kılmaya devam ediyordu. Sonunda namazını bitirdi ve yerine geçip oturdu. Yaşlı adam biraz daha yanına yaklaştı.
- “Nedir o fazladan kıldığın namaz? Biliyorsun ikindi namazından sonra kılınan nafile bir namaz yoktur.”
Yağız delikanlı bir müddet cevap vermedi. Sonra sakin bir sesle:
- “Kaza namazı”, dedi.
- “Ne zaman kazaya bırakmıştın?” dedi yaşlı adam.
- “Gözaltındayken”, dedi.
Sonra da gözleri uzaklara dalıp gitti. Yaşlı adam onu konuşturarak ve bir şeyleri hatırlatarak üzmek istemiyordu. Fakat yine de kendine hâkim olamadı:
- “Ne kadar tuttular göz altında?..”
-  “29 gün.”
- “Allah, Allah 29 gün öyle mi?..”
- “Evet, 29 gün. O 29 günlük namazımı kaza edeceğim.”
- “Kılamamışsındır, kıldırmamışlardır herhalde?..”
Delikanlı bir müddet sustu ve sonra yaşlı adama döndü:
- “Aslında namazlarımı kıldım, bir tek vaktimi bile kaçırmadım fakat…”
- “Fakat ne?..”
- “Fakat namazın şartlarını yerine getiremedim, hep eksikti. Çoğu zaman abdest alamadım, teyemmüm ettim.”
- “Olsun, teyemmümle olsun, kabul değil mi?..”
- “Fakat teyemmüm edecek toprak bulamadım. Bazen beton duvara, bazen de demir kapıya ellerimi sürerek teyemmüm ettim. Kabul olur mu?..”
- “Ne demek kabul olur mu? Elbette olur.”
- “Kıbleyi de bilmiyordum, rica ettim söylemediler. Hem bu arada namazın diğer rükünlerini de yerine getiremiyordum. Askıdaydım, hem ellerim hem ayaklarım bağlıydı. Çoğu zaman zorla rükûya gidebiliyordum, hele hiç secde yapamıyordum.”
- “Olsun, olsun yine de kabuldür senin kıldığın bu namaz”, dedi yaşlı adam. Fakat ses tonu gittikçe değişiyor, ağlamaklı bir hal alıyordu.
- “Sen öyle hep kabul, kabul diyorsun ama…” dedi ve bir müddet sustu genç adam. Daha sonra değişik bir ses tonuyla devam etti:
- “Biliyor musun, gözaltında bulunduğum o 29 günün 15 günü anadan üryandım. Çırılçıplak, soymuşlardı beni. Yalvarıyordum onlara, ‘ne olur hiç değilse namaz kılacağım vakit bir tek külotumu bana verin’, diyordum. Fakat vermiyorlardı. İşte o şekilde kıldım namazlarımı. Mümkün olduğu kadar toparlanıp avret yerlerimi örtmeye çalışıyordum. Fakat bazen onu da yapamıyordum, bu şekilde namaz kılıyordum…”
Ortalığı epeyce bir müddet sessizlik kaplamıştı. Delikanlı yaşlı adamdan cevap bekliyordu, bu namazları kaza etmesi gerekmiyor muydu? Yaşlı adam kafasını kaldırdığında gözyaşları yüzünü baştan aşağı ıslatmıştı. Ağlıyordu, ağlıyordu, ağlıyordu… Sonra birden doğruldu ve delikanlının omuzlarından kuvvetlice tuttu ve kendine çekti:
-“Bana bak delikanlı!.. Anlıyor musun, o namazları asla kaza etmeyeceksin. O namazları alıp Allah’ın huzuruna varacaksın. ‘Allah’ım, sana bunları getirdim’, diyeceksin. Biliyor musun, belki hayatında kıldığın en önemli namazlar, senin bu namazların olacak.”
 
 

Yaşlı adam sordu:

 

 -“Adın ne, nerelisin, ne iş yaparsın, suçun ne delikanlı?”

-“Adım Muhsin Yazıcıoğlu. Suçum Ülkücü olmak...
***
Hikâyemizin kahramanı Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, tarihler 25 Mart 2009’u gösterirken, saat 15.40 civarında Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit ilçesinden helikopterle Yozgat’ın Yerköy ilçesine gitmek üzere havalanıp beraberindekilerle 3 bin rakımlı Berit Dağı’na düş(ürül)erek şehit oldu. Bugün vefatının 9. sene-i devriyesini yâd ettiğimiz merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve yol arkadaşlarını bir kez daha rahmetle anıyorum.
Şehadeti’nin 9. Senesinde,Muhsin Yazıcıoğlu’nun kanında parmağı değil, eli, kolu, vucudu, ilişkileri, irili ufaklı,her türlü rolu olanlar halen meydana çıkarılamadı, iktidarın halen ne kadar muktedir olduğunu taratışılır hale getiren bu durumun bir an önce aydınlanmasını ve artık Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’na karşı hem iktidar ve hemde devlet’in namus borcunu ödemeye başlamasını, Sayın Cumhurbaşkanımızın deyimiyle “kafa konforu” ndan vazgeçmesi gerekmektedir.
 
Değerli  İktidar SahipleriMillet, Muhsin  Yazıcıoğlu, ismail Güneş, Kaya İstektepe, Doğan Ürgüp,Erhan Üstündağ ve Murat Çetinkaya İçin “ADALET” istiyor.

 

Yorum Yap
Yorumunuz
1000
Son Eklenen Haberler
Bugün içinde çok okunan haberler

Konya haberleri
Konya'da Üst Geçidin Merdivenleri Çöktü: 1'i Çocuk 2 Yaralı