EDEBİYAT CAN´DIR VE HEM DE CANAN´DIR
“Annemi hiç tanımam. Öldüğü zamanı bilmiyorum. Fakat o zaman henüz sağmış. O gece kendimi bir aralık sarışın bir kadının kucağında görür gibi oluyorum. Belki annemdir. Belki de annesini tanımamış bir çocuk kalmamak için bu hatırayı kendim icat ettim.”
Reşat Nuri Güntekin´in Damga romanından minik bir kesit okudunuz.
Nasıl eşsiz nimetlerle donanmış bir varlığız. Bir şeyin anımız olması için illâ yaşamış olmamız gerekmiyor. Hatıralarımızı da icat edebiliyoruz ve edebiyat bu arzumuzu seve seve yerine getiriyor. Kimsenin öksüz, yersiz yurtsuz hissetmesine tahammülü yok. Gönlü böylesi bir yoksunluğa izin vermiyor. Artık elinden ne gelirse yapıyor bu uğurda.
Şair ve yazar Muriel Rukeyser, “Evren hikayelerden oluşur, atomlardan değil.” sözüyle Reşat Nuri Güntekin´in kahramanına göz kırpmış resmen. Sanat böyle bir şey, demek ki. Birleştirici. Çünkü tüm insanlığın yarası da devası da bir.
Edebiyat gençliği yetiştirir, yaşlılara zevk verir; ikbalde süs, felakette teselli ve sığınak olur derken Moliere usta da aynı evrensel gerçeğe bizim dikkatimizi çekiyor.
Edebiyat can´dır o belli zaten ama Türk edebiyatı deyince yüreğimiz elbette bir başka atıyor. Her devirde ve topraklarda salınırken derlediği kelimelere Müslüman Türk´ün nüfus kağıdını vererek bugünkü zengin dil-kültür mirasımızı yaratmış, dünya yüzünde başımızı dik alnımızı açık etmiş dosta düşmana karşı.
Allah razı olsun.
Şiirimizin sultanlarından Fuzuli... 16.asrın en bilge ruhlarından. Manevi doğumun rahmi dünya ile maddi doğumun mekanı ana rahmi arasında kurduğu bağ onu şu dizeleri yazmaya sanki mecbur bırakmış:
“ Bahr-i ışka düştün ey dil la´l-i canını unut
Baliğ oldun, gel rahimde içtiğin kanı unut”
Ne anlatıyor Fuzuli bu dizelerle bir derinleşmek vacip oldu güzel dostlarım.
Cenin için en mükemmel yer ana rahmi ve en mükemmel gıda da rahimdeki kirli kan. Çünkü cenin dışardaki geniş ve güzel dünyadan habersiz. Rahimden çıkıp bu güzellik ve genişlikle karşılaşınca durumu anlar. Aynen bunun gibi özgürleşememiş yani ikinci doğumunu gerçekleştirememiş insan da dünya nimetlerini mükemmel algılar. Dünya rahmini yırtıp gözlerini sonsuz özgürlük fezasına açmayı başarabilirse de önceden muhteşem bulduğu nimetler ana rahmindeki kirli kana dönüşür.
Fuzuli´den değil gönlünden dökülmüş bu dizeler. Asıl nimet ve mutluluğun ahiret yurdunda oluşu oraya geçişin de özgürlüğe doğma cesaretiyle mümkün oluşu bu denli öz, estetik ve etkileyici biçimde ancak “edebiyat yaparak” anlatılabilirdi.
Evet, şüphe yok ki gerçekleri, “bilim dalları” mükemmel anlatır ama edebiyat “bir başka” anlatır. Kavramları arkaya koyar, mecazlarla kurgular, “hikâye okuyorum” zannederken hakikatin tam ortasına fırlatıverir sizi.
Bir masal okudum; şiir, roman ya da efsane, destan işittim zannedersiniz ama ruhunuz derin derin nefes almış, gözünüz gönlünüz açılarak tekâmül seferinde bir virajı daha atlatmışsınızdır.
Tam şükretmelik bir deneyimdir cidden.
Değerli dostlar, dilimizin dev kahramanlarından Kaşgarlı Mahmut´un sözünü kulaklara küpe yaparak sohbetimize şimdilik nokta koyalım. “ Türk Dili´ni seviniz. Çünkü Türklerin en az geçmişleri kadar büyük bir geleceği olacak ve bu gelecek, o geçmişe dayanacaktır.” Üzerinde bir düşünmeli, iyice anlamalı, ne dersiniz? “Edebiyat candır ve hem de canandır” sohbetlerimiz sürecek.
Yalnız bir ricam olacak kardeşlerim:
Her biriniz, zatınıza hoşça bakın.



M***u k****aş
20.01.2025 20:33
A***e E**uğr*l Gül
23.01.2025 21:23