Rağmen
Rağmenler sarmış dört yanımı…
Hasta olmamıza rağmen gidilen işler. Kırgın ve dahi kızgın olmamıza rağmen bakılan yüzler. Hiç istemeden hatır için yediğimiz o çiğ tavuklar. Sevdiklerimizin doğum günlerine rağmen katıldığımız toplantılar. Çok üzgün ve mutsuzken o şen kahkahalar veya içimizde fokur fokur kahkaha kaynarken katıldığımız cenaze merasimler ve daha pek çoğu…
Hepimizin ne çok rağmeni var değil mi? Yetişkin olmakla edindiğimiz handikaplar serisi hayatımızın dört yanı sarıyor işte.
Hani zaman zaman hepimizin hayatında ‘nasıl yani bu kadar üst üste gelebilir mi gerçekten’ dediğimiz günler belki de haftalar olur ya onu diyorum işte. Bir yandan çok isteriz olması gerekeni ya da mecburi yaşam şartları için olması gerekiyordur o şeyin. Diğer yandan da görünmeyen bir el o yaptığımız iş, yaşadığımız duygu her neyse ona çetin bir muhalefet halindedir.
Geçtiğimiz cumartesi ve pazar günü tam da böyle geçti. Tam hale yola girdi derken bir sorun daha bir sorun daha derken baktım şen bir kahkaha ile kendimi mutlu, keyifli halime davet ediyorum.
Kriz anlarında şunu söylerim. Dur, sakin ol. Öncelikle iyi anla, farkına var, dengede kal Nurdancığım. Unutma sakin olduğun zaman her şeyi halledebilirsin. Sonra güzel bir bardak çay içerim mümkünse. Ardından yavaş yavaş olmasın gereken olmaya başlar. Eeh zaten bize görünen kısmıyla sorun, aksaklık, imtihan adı her neyse mutlaka bir sebeple gelmiştir.
Mantıklı olmak, doğru yapmak, kontrollü olmak her zaman da mümkün olmuyor tabi. Ancak itiraf etmeliyim ki duygusal tarafım ağır basınca yok dengede kal yok farkına var diyen o kendince bilge sesimi duymakta zorlanıyorum, kulaklarımı tıkıyor da olabilirim.
Doğru olduğundan emin olmak istemeden sadece kalbimi dinleyip devam ettiği haller hangimizde yok ki?
Bu haftaki şarkıyı şansa bırakmadım, ben seçtim. Ebru Gündeş ile Muazzez Abacı arasında seçim yapamayınca her ikisini de birkaç kez dinledim.
Hadi herkes kendisi için dinlesin lütfen. Durun durun önce şunu yapalım. Sesli söyleyin radyo anonsu gibi. Eee hadi çekinmeyin birisi duysa n’olur sanki. O da yalnız kalınca kendisi için söyleyesin. Gülümseyin radyo programcısı gibi söyleyin : ‘Canımdan çok sevdiğim kendim için gelsin’
Olduğumuz hale gelene kadar dünya üzerinde beraber yürüdüğümüz o geçip giden kendimiz için dinleyelim.
‘Hatıralar sarmış dört yanımı, baktığım her yerde izin duruyor. Ben seni düşünmek istemesem de bana her şey seni hatırlatıyor’ Niye susuyorsunuz? Kendiniz için söyleyin hem de.
Görüşmek üzere, mutlu kalın…

