Tecelli
Nedir bu benim çilem
Hesap bilmem
Muhasebede memurum
En sevdiğim yemek imambayıldı
Dokunur
Bir kız tanırım çilli
Ben onu severim
O beni sevmez
Bir gün Oktay Rıfat Horozcu çok şiirsemiş ve “Tecelli” dökülmüş parmaklarından.
Şiirsemek garip geldiyse algınıza, kulağınız bir takıldıysa böyle bir kelime var mı diye ne mutlu bana.
Garip akımına layık oldum demektir.
Zira Oktay Rıfat bu akımın gariplerinden...
Şair dediğin biraz da garip olmalı.
Süleyman Efendi´nin nasırından tutun da dünyayı umursamaz bir kadının cımbızına, aynasına kadar şiir şiir bezemeli tüm beyaz kağıtları.
Sonra bir Atilla İlhan çıkıp sizi gidi bobstiller, züppeler, meselesiz adamlar derse de, diyebilir, demiştir de, daha bir iştahla yazmalı sonraki şiiri.
Atilla İlhan büyük şair. O, edebiyatsız edebiyat yapmaz. Ama Orhan Veli yapar. Tüm kuralları liflerine ayırır.
Orhan Veli küçük şair mi?
Ne münasebet.
Ama tüm büyüklükler aynı mı olmalı?
Herkes her şeyi aynı mı anlamalı?
Aynı mı yapmalı?
MELİ; MALI...
Gereklilik kipi belki en az kullanılmalı. Ama bunu yazarken bile yine gereklilik kipi kullandım. Meli, malı dedim. Gereklilik kipi, gerekli bir kip demek ki. ( Yine de şartları zorlayıp azaltalım bu başbelası kipi.)
....
Orhan Veli dediydim ya yukarıda ayna cımbız falan, duydunuz mu bu şiiri:
Ne atom bombası
Ne Londra konferansı
Bir elinde cımbız,
Bir elinde ayna,
Umurunda mı dünya!
Şimdi duydunuz.
Orhan Veli İstanbul´da gariban yaşayan bir Garip şairi(ydi). Kısacık ömrünü yazarak geçirmiş. Namık Kemal her insanın ardına kalıcı bir şey bırakma ihtiyacında olduğunu söyler. Orhan Veli bırakmış. Atilla İlhan ve Oktay Rıfat da. Ya sen?
Sen ne bırakacaksın sevgili okur? Bu hafta bunu düşün. Ben yazabildiğim kadar yazmayı düşünüyorum. Karınca kararınca. Birkaç perişan söz bırakırsam bahtiyar olabilirim. ( Bi sesli güldüm şu an.)
Yaşamına dair bir bilgelikle doğduğunu zaten biliyorsun. Sana kolay gelsin.


