Sözde Sevgi ve Şiddet

25.01.2021 - 19:04
Yorum Yap
Müşerref Özdaş

Müşerref Özdaş

Sevgi ihtiyaçtır. Ana kucağında iken başlayan o yalın, tarifi zor, başka bir sevgi çeşidi ile kıyaslanamayacak kadar derin sevgiyi alabilen kişiler hayatlarının geri kalan kısmında psikolojik sorunlar, açlıklar yaşamadan huzurla yaşayabilmektedir. İhtiyacı olan sevgiyi bebeklik döneminden itibaren yeterince alamayan kişilerin erişkin dönemlerinde çeşitli olumsuzluklar, uyumsuzluklar yaşama ihtimali yüksektir. Sevgi açlığı yaşayanlar sevgiye benzetilen her duygunun peşinde sürüklenip giderler. Bazı kişilerin hissedilen her yürek kıpırtını aşk olarak tanımlamaları, aşkı ve sevgiyi merakla, heyecanla karıştırıp tarifi ve içinden çıkılması zor melankolilere kapılmaları bundandır. Bu kapılıp sürüklenmelerin sonunun çoğu kez hüsran olması, travmaların ömür boyu taşınacak izler bırakması kaçınılmazdır.

Günlük yaşamda sevgiye atıfta bulunan öyle acı olaylara tanık oluyoruz ve haberlerini alıyoruz ki sevgiyle şiddetin nasıl bir araya gelebileceğine şaşırıyoruz. 


Neden sevgi kavramından şiddet kavramına geçiş yaptım?

Sözü kadına karşı şiddet uygulayanlara, gencecik kızların hayatlarını kaybetmelerine neden olanlara, daha doğrusu sevgi zannettikleri hastalıklı duygular adına birçok kadının canlarını kendi elleriyle alıp onları yaşamdan, sevdiklerinden, hayallerinden koparan canilere, arabeskle yoğrulmuş cehalette getirmek istiyorum.


Mantık Devre Dışı Kalmasın

“Bir şeyi çok sevmek, insanı o şeye karşı kör ve sağır yapar” demiştir Hz. Muhammed (s.a.v)


Sevgiye evet ama aklın bir kenara bırakılmasına hayır demelidir kişiler çünkü mantığın devre dışı bırakıldığı hastalıklı sevgiler tehlikelidir. Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine bir göz atarsanız bu hastalığın, akıl tutulmasının derecelerini ve sonuçlarını görebilirsiniz. 


Dört yıl önce, bir gün tesadüfen tanık olduğum bir konuşmayı aktarayım sizlere.

Güneşli, ılık bir öğleden sonrası eve dönerken yönümü değiştirerek parkın içinden geçmek, biraz taze nefes almak yolumu uzatmıştım o gün. Akhisar Üniversite Yapma ve Yaşatma Derneği yararına, 5–24 Ocak 2016 tarihleri arasında, Şehir Merkezi Şehit Necdi Şentürk merkez parkı içinde Yöresel Lezzetler Festivali yapılacağını daha önceden duymuş ama oradan geçerken gördüğümde tamamen unutmuş olduğumu anlamıştım. Ana tema yöresel lezzetler olsa da gıda stantlarının yanı sıra bolca eğlence ve alışveriş stantları da vardı. Festival gezimi hızlı yapmak, kısa kesmek gereği duymuştum. Her yandan ayrı kokular, dumanlar, iki tombul bayanın yan yana yürürken hemen hemen tamamen kapattığı önümdeki yollar hevesimi kaçırmıştı. Kendilerinden başkasının da orada olduğunu adeta unutmuşçasına incik boncuğa, kebaplara, tatlılara bakacağım, deneyeceğim, tadacağım derken arkalarından gelen kişiler geçebilirmiş, geçemezmiş umurlarında bile değildi. Dedim ya, kısa turumun sonunda geri dönerken festivalde Akhisar Kent Konseyi Kadın Meclisinin “ kadına şiddete karşı farkındalık yaratmak “ amacıyla açtığı standın önünden geçtiğim sırada çok yakınımdaki bir genç adamın telefonla oldukça gergin, öfke saçan konuşmasına kulak misafiri oldum.

 

Konuştuğu, tehditler savurduğu kişinin sevgilisi olduğu anlaşılıyordu.

 

“- Sana bir çay içelim dedim, nereye kayboldun Allah’ın belası…

 

– …
– Senin peşinde koşamam, ne sanıyorsun kendini?
– …

 

-Gülerek konuşma benimle, sana bunu ödetirim, burnundan getiririm bu yaptığını…
– …

 

-Sana gülerek konuşma diyorum. Güldüğünü biliyorum, ağzını kapatarak gülsen de buradan anlıyorum, bari kahkaha atsaydın oldu olacak ama ben seni ağlatmasını da iyi bilirim.
– …

 

-Senin gözlerini oyarım valla…
– …

 

Karşıdan gelen cevapları bilemem, o yüzden boş bıraktım ama genç adam sizlere aktardıklarım dışında daha nice hiddetli sözler sarf ediyordu.


Nerede?

Tam olarak, “ kadına şiddete karşı farkındalık  “ standı önünde. Duyulmaması mümkün olmayan yüksek bir sesle. Yani, perhiz ve lahana turşusu yan yanaydı. Gördüm ki pankartlarla engel olunabilecek, stant açarak farkındalık yaratılabilecek bir gerçek değildi şiddet. Şiddet sadece dövmek, yaralamak, saldırmak, tecavüze yeltenmek veya gerçekleştirmek, öldürmek olarak mı algılanıyor?  Aşağılama da bir şiddettir, tehdit de öyle. 

 

Be adam, alt tarafı bir çay içecekmişsin. Bu hiddet, bu şiddet niye?


Hiddet ve Şiddet

Hiddet şiddeti doğurur. Bu konuşma, büyük ihtimalle yukarına bahsettiğim kişilerin ilk hiddetli konuşmaları değildi.  Gördüm ki, mesafe bile şiddete engel değildi. Tanık olduğum gibi, telefonun diğer ucundan da fiziki şiddetin öncüsü olabilecek sözlü şiddet uygulamaktan geri kalmıyordu bazı erkekler. Buna izin veren karşı tarafı da hatalı kabul ediyorum ben. Kendine saygısı olan her birey istemediği bir söz, bir tavır karşısında o kişiye  “dur” diyebilmeli. Kaybetmemek adına bunu demiyorsa kadın da hatalıdır ama elbette ki en küçük bir anlaşamama durumunda, bir tartışmada hiçbir kadın şiddeti, dayak yemeyi, yerlerde sürünmeyi, yaralanmayı, ölmeyi hak etmez. Bir kadının “dur” diyememesi haklarını ve o hakları nasıl arayacağını bilememesinden, destek göreceği, arkasına sığınacağı bir ailesinin olmamasından, “kocandır, döver de sever de” şeklindeki yaklaşımlardan ve şartlandırmalardan vb. kaynaklanıyor olabilir. Erkeklerin nasıl canileşebildiği de ayrı ve derin bir mevzudur. Bunları araştırması, açıklaması gereken sosyologlardır, kadını yasalarla destekleyecek, koruyacak olan devlettir.

Tam bu anda, Almanya’nın, başta Köln olmak üzere birkaç farklı kentinde,2015 yılını 2016’ya bağlayan yılbaşı gecesinde kutlama yapmak için sokakta olan 100’den fazla kadının uğradığı cinsel taciz olayı geliyor aklıma. Olaydan sonra polise yapılan başvurularda kadınların sadece fiziki tacize uğramadığı, gasp edildikleri ve birkaçına tecavüz edildiği anlaşılmıştı. Olaylarla ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan Köln Belediye Başkanı Henriette Reker, kadınları “davranış kodlarına” uymaya çağırmış ve kadınların kendilerini nasıl koruyabileceklerine ilişkin sorular üzerine de, kadınların tanımadıkları ve fazla güvenmedikleri kişilerle aralarında “bir kol mesafesi” bırakabileceklerini söylemişti.

 

Vatandaşların hem bu öneriye, hem de taciz olayına tepkisiz kalması düşünülemezdi elbette.

 

Bir yandan çeşitli kadın dernekleri yürüyüşler, protestolar düzenlemişti, bir yandan da sosyal medyada günlerce  #einearmlänge (kol mesafesi) etiketiyle birçok paylaşım yapılmıştı.


Ve demişlerdi ki:

“Tecavüz kültürüne son verin. Kurbanları suçlamayı bırakın. Tecavüz asla kurbanın suçu değildir!”

 

Keşke artık söylememiz gerekmeseydi ama bugün de aynı şeyleri söylemiyor muyuz?

 

Kol mesafesi, Devede Kulak


Kol mesafesi deyince Matrix’in Neo’sunu da yazıya dâhil edeyim ve karamsar havayı biraz olsun dağıtayım istedim. İzleyenler Matrix filmini de Neo karakterini de iyi hatırlar. Sosyal medyada #einearmlänge (kol mesafesi) etiketiyle yapılan paylaşımlardan biri de onunla ilgiliydi:

“Matrix’teki Neo bunu zaten biliyordu. Tek kol mesafesiyle her şeyi uzakta tutabiliyordu.”


Ben de diyorum ki, bir kol mesafesi de neymiş?

Kendisi de bir kadın olan Köln Belediye Başkanı H. Reker,’in insani bir yaklaşımla, o an söyleyiverdiği sözlerin, bu masum önerinin kurtarıcı olması oldukça zor görünüyor. Kol mesafesi devede kulaktır. Bırakın tanımadıklarınızı, fazla güvenmediklerinizi, yeri geldiğinde ana, baba, eş, akraba da taciz ve şiddet olayının içinde olabiliyor. Taciz olayından sonraki günlerde alınan bilgilere göre polis kadınların etrafını sarıp sözle ve elle sarkıntılık yapanların saldırıyı sosyal medya üzerinden örgütleyip örgütlemediklerini araştırmaya başlamıştı. Bu araştırma da yine birçok konuda mesafelerin ve zekânın şiddete, şiddetin örgütlenmesine engel olmayacağına işaret ediyor.  

 

Doğru Kullanılmayan Zekâ

Zekâ olumlu yönde, insanlık yararına kullanılabileceği gibi tam tersine de kullanılabiliyor. Zekâ konusu benim olduğu kadar pek çok kişinin de dikkatini çekmiş, düşündüklerini değişik zamanlarda yazmışlardır. Tıpkı Yeminli Mali Müşavir Hüseyin Bozkurt’un tesadüfen okuduğum bir yazısında olduğu gibi. Bakın Hüseyin Bozkurt ne demiş zekâyla ilgili:

“Süper zeki insanlara hiçbir zaman güven olmaz çünkü kafasında 40 tilki gezer de kuyruklar çarpışmaz misali. Her an sizi satabilir.” 

Ne kadar yerinde bir tespit, değil mi? Ya sizi satarlar, ya güveninizi.

 

Doğru kullanılmayan zekâ başa beladır. Sevgi de öyle, o da kadınların belası, hatta ölüm sebebi olabiliyor.  Oysaki sevgi, yakıcı, yıkıcı, tehdit edici, yok edici olmak yerine üslubunca, yerli yerinde, şefkat dolu, insana yakışır biçimde yaşanması gereken bir duygu olmalı. Bir meraka, bir heyecana, cinsel açlığa, kısacası ne olduğu net olmayan bir duyguya aşk diyen, seviyorsa her şeye hakkı olduğunu varsayan, kadınların yaşam hakkını elinden alan hasta ruhlu erkeklerle aynı dünyada yaşamak, onlarla aynı havayı solumak, yeterli ve caydırıcı cezalar alamadıklarını görmek insanın içini acıtıyor. 

 

İçimiz acısa da gelecekte yeni acıların yaşanmaması için dileyelim ki,  aileler kız ve erkek çocuklarını doğru yetiştirebilsinler, kadınlar seçimlerini doğru yapabilsinler, karşısındaki erkeğin sözlerini, davranışlarını doğru analiz edebilsinler, “hayır” kelimesini kullanmaktan çekinmesinler. Yine dileyelim ki, kadınlar erkekleri değiştirebileceklerini, nasılsa düzeleceklerini düşünmesinler, onların birkaç sevgi sözüne aldanıp, kendi içlerindeki sevgi açlıklarını gidermek istercesine rüzgârlarına hemen kapılıp gitmesinler. Tehlike çok önceden sezilebilir, sezgilerine kulak versinler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUM YAZIN

Hava Durumu
+7
°
C
H: +
L: +
Konya
Çarşamba, 04 Aralık
7 Günlük Hava Tahmini
Pe Cu Ct Pz Pt Sa
+ + + + + +10°
-2° -1° + +