Çok Bulutlu

16°C
Konya

Bayram Sofrası Tatlı Kalsın, Miras Hakkı Saklı Kalmasın

Kayıt Tarihi: 25.05.2026 18:46 - Son Güncelleme: 25.05.2026 21:21
YAZI
A

Bayramlar, aynı sofranın etrafında yeniden buluşmanın en kıymetli zamanlarıdır. Büyüklerin eli öpülür, küçüklerin gönlü alınır, eski kırgınlıkların üzeri örtülsün değil; mümkünse gerçekten onarılsın istenir. Fakat bazı ailelerde bayram sofralarının görünmeyen bir misafiri vardır: yıllardır konuşulmayan miras meseleleri.


Kimi zaman bir kardeşin içine attığı kırgınlık, kimi zaman bir evladın “bana haksızlık yapıldı” düşüncesi, aile içinde sessizce büyür. Özellikle anne veya babanın sağlığında bir taşınmazını çocuklarından birine devretmesi, diğer mirasçılarda “bizim hakkımız artık gitti” düşüncesine yol açabilir.


Oysa miras hukukunda her şey tapuda göründüğü kadar basit değildir.


Bir taşınmazın tapuda satış gibi gösterilmiş olması, o işlemin her zaman gerçekten satış olduğu anlamına gelmez. Bazı durumlarda miras bırakan, gerçekte bağışlamak istediği bir malı, diğer mirasçılarından kaçırmak amacıyla satış gibi göstermiş olabilir. Hukukta bu durum, muris muvazaası olarak adlandırılır.


Muris muvazaası iddiasında esas mesele, tapudaki işlemin şekli değil; işlemin arkasındaki gerçek iradedir. Yani anne ya da baba sağlığında bir malını çocuklarından birine devretmişse, diğer mirasçıların “artık hiçbir hakkımız kalmadı” diye düşünmesi her zaman doğru olmayabilir. Miras bırakanın ölümünden sonra, bu devrin gerçek niteliğinin araştırılması ve koşulları varsa tapu iptali ve tescil davası açılması mümkündür.


Bu noktada önemli olan, bayram sofralarını mahkeme salonuna çevirmek değildir. Aile içinde yıllardır biriken kırgınlıkları öfkeyle büyütmek de çözüm değildir. Ancak susmak, kabullenmek veya “nasıl olsa tapu onun üstüne geçmiş” diyerek hakkın peşini bırakmak da her zaman doğru değildir.


Çünkü bazı haksızlıklar, ancak hukuki bilgiyle görünür hâle gelir.


Miras meselelerinde çoğu kişi, hakkının gerçekten kaybolup kaybolmadığını bilmeden yıllarca kırgınlık taşır. Oysa hukuk, mirasçılara yalnızca miras bırakanın ölümünden sonra kalan mallar üzerinde değil, bazı şartlarda sağlığında yapılan devirler bakımından da koruma sağlayabilir. Bu nedenle “annem sağlığında evi kardeşime verdi”, “babam tarlaları ağabeyimin üzerine yaptı”, “tapuda satış görünüyor ama biz bunun gerçek bir satış olmadığını düşünüyoruz” diyen mirasçıların meseleyi yalnızca aile içi bir sitem olarak değil, hukuki yönüyle de değerlendirmesi gerekir.


Elbette her devir hukuken geçersiz değildir; her kırgınlık da dava sebebi olmaz. Ancak hangi durumda hak aranabileceğini, hangi durumda işlemin geçerli sayılacağını, hangi delillerin önem taşıdığını bilmek, uzmanlık gerektiren bir konudur. Bu nedenle miras meselelerinde kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek yerine, somut olayın hukuki çerçevesini doğru anlamak gerekir.


Bayramın ruhu, kavga etmek değil; gönülleri onarmaktır. Fakat gönül onarmanın yolu da bazen susmak değil, hakkı doğru şekilde öğrenmekten geçer. Çünkü adalet duygusunun zedelendiği yerde, gerçek huzur da eksik kalır.


Bayram sofralarında kırgınlıkların değil, muhabbetin konuşulması dileğiyle şunu unutmamak gerekir:


Miras haktır; tapuda görünen her işlem, hakkın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmeyebilir. Önemli olan, aile bağlarını koparmadan, öfkeye kapılmadan, hakkın hukuken nerede durduğunu doğru şekilde görebilmektir.


Çünkü bazen “bizden gitti” sanılan hak, aslında doğru zamanda ve doğru hukuki yolla hâlâ korunabilir.


Bu vesileyle; sofraların bereketlendiği, gönüllerin yumuşadığı, kırgınlıkların onarıldığı, hakların göz ardı edilmediği; huzurun, sağlığın, saygının ve muhabbetin bol olduğu hayırlı bayramlar dilerim. Bayramınız mübarek olsun.


Avukat Azize GÜLEÇ

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Av. Azize Güleç

Av. Azize Güleç

Yazarın Diğer Yazıları