Sultan Kırmızısı
Kendi rengi kırmızıyla geldi geçti ve gitti bu dünyadan. Sevdasının sitemini kırmızıya sakladı, belki mahkûm etti. Yarım kalan sevdasının, hayallerinin ardından yüreğinde yankılanan kimsenin duymadığı çığlığını kırmızının ihtişamına, neşesine, çekiciliğine sığdırdı belki de.
Gencecik yaşta bir ateş düşüyor körpecik yüreğine evleniyor köylerine gelen öğretmen beyefendi ile. Gurbete gelin gidiyor. Ardından zor bir hayat düşüyor onun nasibine bir de evlat sahibi de olamayınca çok severek evlendiği kocasıyla boşanıyorlar. Oysa doğmamış kızına elbise bile dikmiş.
Kocaman sevdasıyla bir göz odanın içine sığdırdığı hayatını burada tamamlıyor. Yetkililer bir bakımevine yerleştirmek istedi ama o evinden ayrılmak istemedi diye biliyorum. Konya sokaklarında yürüdü öylece. Kimseden bir şey istemeden kırmızı hayatını yaşadı sadece.
Çok sevdiği kocası komşularının kızını sevince belli ki kırılıyor kolu kanadı. O kızın kendinden daha güzel asil olduğuna inanıyor. Çünkü kocasının gönlü ona düşmüştür, o kızı güzelleştiren ondan vazgeçen kocasının sevdası bence. Ve o kız kırmızı giymektedir. Ona benzemek için kırmızıya boyanır hayatı. Sultan ablanın sevdası kara değil kırmızı sevda. Sevdiği adamın başka birini sevmesiyle yüreğine düşen ateş ömrünün kalanını yakmaya yetiyor işte.
Konya halkı seviyordu Sultan ablayı ama ondan vazgeçen kocasının yerini tutmadı tabi hiçbir zaman. Hayallerinde, rüyalarında dünyaya getirdiği evlatları uğurladı onu toprağa münasibince. Aşkın rengi kırmızı olarak bilinir ya bizim şehrimizde Sultan abla ile ete kemiğe bürünmüştü hepimiz gördük, tanıdık, bildik...
Dünya yıllarca Türk kırmızısının sırrını çözmek için uğraştı. Biz de yıllarca Sultan ablanın sırrını merak ettik durduk. Her birimiz öğrendiği an hüzünle şöyle bir durdu kaldı. Onun aklını feda ettiği sevdasının karşısında sevmelerimizi sorguladık. Her hayatın birbirine benzer yanı vardır ya onun hikâyesinin bir anında kendimizden bir şeyler bulduk bizler de. Belki severken, belki sevilirken, belki de… Sırlarını, hayallerini, kırgınlıklarını ve daha bilmediğimiz ve artık hiç bilemeyeceğimiz anılarını aldı ve gitti. Ve tabi kırmızı sevdasını da…
Her gördüğümüzde ince ince sızlardı yüreğimiz bir sevda uğruna diye düşünmeden edemezdik. Artık onu görmeyeceğiz ama hem Konya sokaklarına hem de bizlerin yüreğine sevda adına kırmızı bir iz bıraktı. Onunla karşılaştığımız her köşede göreceğiz onu hüzünlü gözlerini, neşesi çalınmış gülümsemesini.
Bu hafta Sultan abla için dinleyelim. Gurbette kalan sevdası için, hiç dünyaya gelmeyen evladı için. Erzurum yöresine ait bir türkü. Nazlı Öksüz çok güzel söylemiş.
Kırmızı gül demet demet.
Sevda değil bir alamet.
Gitti gelmez ol muhannet.
Şol revanda balam kaldı.
Görüşmek üzere, mutlu kalın biraz da sevdalı…


