Komşumuza Aşure Borcumuz Var
Zamanın bu hızla koşacağını hiç hesap edememiştim. Yaşam her ne kadar masalsı bir serüven olsa da kesin gerçeklerini de tecrübe ediyoruz. Çocukken yaşamın masalsı tarafındayken büyüdükçe gerçeklerle örülü tarafına geçtik gün gün…
Geleneklerimizi, yaşamın düzenleyici kurallarını anne babalarımızın güvenli gölgelerinde öğrendik. Her ne kadar bazılarını yitirdiğimizden ötürü üzülüp şikâyet etsek de hep söylediğim gibi yetişkin bireyler olarak bu görev bizim yaşlanıncaya kadar.
Ay takvimine göre Muharrem ayındayız bir diğer adıyla Aşure ayı. Nuh Aleyhisselam’ın tufandan sonra gemiden kalan yiyeceklerle yaptığı bizlere kadar ulaşan o muhteşem lezzet. Çocukluğumda bütün komşularımız yapardı. Ama tabi ben en çok annemin yaptığını beğenirdim bütün ev halkı gibi. Alıştığımız lezzet olduğu için mi yoksa annem yaptığı için mi diye sormayın, yanıtım belli. Zaten biliyorsunuz en güzel simit de babamın bayram sabahı aldığı simittir.
Eski adıyla Kaşgarlı Mahmut Mahallesi’nde oturuyorduk. Aşure ayı boyunca her gün mutlaka aşure olurdu evde. Hepsini de yerdik keyifle. Şimdi ise iki ya da üç komşudan gelen aşure ile bitiyor koca ay. Hatta bu yıl bu güne kadar sadece bir komşumuz getirdi. Neden yapılmıyor merak ediyorum gerçekten. Belki de sadece ev halkına yetecek kadar yapıyorlardır. Biri benim yaptığımı beğenmeyenler olduğunu duydum. Ben de yapmıyorum demişti kırgın bir sesle. Oysa biz hiç kimsenin emek verdiği şeyi beğenmezlik yapılmayacağını öğrenmiştik. Oldu ki beğenmedik bu belli dahi edilmez hele hele asla söylenmezdi. Bir pervasızlıktır aldı başını gidiyor ama bir gün bir yerde bir kırılma noktası yaşayacağız ve eski zarafet dolu günlerimize döneceğiz.
Hayat şartlarının değişmesi, artık kadınlarımızın da çalışıyor olması bu türlü geleneklerimizi diri tutmamızı bazen zor hale getiriyor. Her gün gelişen teknoloji işimizi çok kolaylaştırıyor diğer yandan ama yine de yapmak zor gibi geliyor sanırım. Oysa aşure yapmak öyle kolay ki bence. Buğday, nohut, fasulye hepsini ayrı ayrı kaynatıp sonra birleştirip üzerine şeker, incir, kayısı ekleyip birlikte kaynatıp dua edip komşularımıza, sevdiklerimize ikram etmek işte bu kadar. Bence komşumuza aşure borcumuz var. İnanın hiç zor değil, atomu yeniden parçalarına ayırmıyoruz sonuçta. N’olur bütün evlerde ekonomik imkanlar dâhilinde pişsin, bereketi mutfaklarımıza dağılsın. Aşure bizim kültürümüzün vazgeçilmez hem de çok lezzetli bir parçası.
Bizim olağanüstü güzel bir kültürümüz var. Bu muhteşemliği en başta kendimize yaşatmakla yükümlüyüz. Yaşarken öz halimize ne derece sadık kalırsak, yaşarken keyif alırsak zaten bizden sonrakilere de harika bir şekilde aktarmamız o derece kolay ve muhteşem olacaktır.
Geleneklerimizin hayatta kalması ve yarınlara taşınması deyince aklıma yine Dörtokkalı Gül Ali oyunumuz geldi. Oyunumuz tam da bahsettiğim o muhteşem Osmanlı kültürünü anlatıyor. Seyircilerin o devirde yaşasam kim olurdum diye düşündüğü karakterlerin sahnede olduğu bir oyun. Seyircimizin isteği ile 9. kez sahnedeyiz. Oyumuzda şarkılar, türküler de var. Oyundan bahsederken bile sahneler tek tek geçiyor gözümün önünden, sanki ilk sahnemizmiş gibi heyecanlanıyorum. 12 Temmuz 2026 günü saat 20.00’da Sahathane Sahnesi’ndeyiz. O tatlı özlediğimiz duygulara yolculuk etmek isteyenleri bekleriz. Bilet için sosyal medya hesaplarımızdan iletişime geçebilirsiniz ya da bana ulaşın ben de seve seve yardımcı olurum.
O zaman bu haftanın şarkısı oyundaki o güzel eserlerden biri olsun. Oyunun Doktor Nezih karakteri aşk okuyla vurulunca söylüyor şarkıyı ‘Ararım sen her yerde, sorarım ıssız gecelerde sevgilim nerde’. Söz-müzik Saaddettin Kaynak’a ait. Ben kim söylerse söylesin dinliyorum böyle güzel eserleri, sizde kimden hoşunuza giderse ondan dinleyin. Unutulmaması gereken bütün güzel günler, hisler ve daha sınırsız güzellik için dinleyin…
Görüşmek üzere, mutlu kalın…


Gönül K***aş
07.07.2026 22:29