Üzüldüğüm Şeye Bak
İnsan dünyaya tek gelir ve tek gider ama bir şekilde kaderlerimiz birbirine bağlı. Çok sıradan bir gün olarak yaşadığımızı sandığımız bir an bir telefon ile değişebiliyor. Sıradanlık bir anda bozulup gün, hafta, ay hatta bazen bir yılın, bir ömrün devamı derinden değişikliğe gidiyor. Hepimiz bu döngünün birer dişlisiyiz ve inanıyorum ki hepimizin tamamlaması gereken bir görev listesi var.
Herkesin kendini ifade etme ve hayata katkıda bulunma şekli bambaşka. Konuşarak, çalışarak, gülümseyerek, insanları idare ederek, susarak ve daha pek çok şekilde birbirimizin hayatındayız. Birbirimizi yorduğumuz, üzdüğümüz, korkuttuğumuz olduğu gibi yardım ettiğimiz, mutlu ettiğimiz, huzur verdiğimiz anlar da var elbette.
Yaşanılan ana kendimize özel tepki ile katkıda bulunuyoruz. Hepimizin hayata eşit şartlarda katkısını ölçmek için en uygun alan trafik diye düşünüyorum. Çok temel kurallar belli; hız limitini aşmamak, trafik ışıklarına uymak, yol hakkı kime aitse yol vermek, sağa sola dönerken sinyal vermek. Bunların hepsi ehliyet kurslarında öğretiliyor aslında.
Zaman zaman şehrimizin trafiğini eleştiriyoruz ama kolaylaştırmak da çok mümkün tabi. Son iki-üç yıldır daha da kolaylaştı diye düşünüyorum aslında. Kolaylaştırırken de davranış tarzımıza dikkat etmeyi çok önemsiyorum. Çok yüksek sesle müzik dinlemesek araçlarımızda, sarı ışık yandığında panik halinde kornaya basmasak ne güzel olur. Birbirimize sadece üç saniye sabredelim önce diğer araç geçsin ne olur ki?
Kadın sürücü olarak önceki yıllarda daha çok sorun yaşıyorduk ama son yıllarda daha rahatız. Açık yüreklilikle itiraf ediyorum ki beyefendiler bize göre daha yatkınlar araç kullanmaya bence. Sevgili hemcinslerim lütfen sitem etmeyin bana bu benim fikrim. Biz daha çekingen iken erkek sürücüler daha cesurlar tabi bu durum riski de beraberinde getirmiyor değil.
Kurallara uymanın yanında nezaket ile her geçen gün daha da yoğunlaşan trafiği birbirimiz için kolaylaştırabileceğimizi düşünüyorum. Benim en çok gözüme takılan durum yol verirken sürücülerin birbirine nasıl davrandığı. Bazı sürücüler, lokantaların kapısının önünde duran içeri müşteri çekmek için elini sallayan balon adamlar gibi elini sallayarak yol verdiğini belli ediyor. Bu durum ile ilgili kesinlikle kadın sürücü erkek sürücü ayrımı yapmıyorum, yapamıyorum ne yazık ki. Yaşlı bir amca böyle yapmıştı yıllar önce ve canımı çok sıkmıştı. Sanki yaşlı amcayı kızdırmışım da bana gözüm görmesin seni geç git der gibi gelmişti. Yazarken gülümsüyorum bu duyguma ama bir yandan da kalbimin kırıldığını da hatırlıyorum. Tamam tamam itiraf ediyorum üzülmüştüm hala da kalbimin kırgınlığını hatırlıyorum.
O günden sonra özellikle dikkat eder oldum. Evet çoğu sürücü böyle yapıyor. Bir de miras kalan topraktan bağışta bulunur gibi davranarak o nezaketsiz bulduğum hareketi kullanarak yol verenler de var. Diğer yandan da sanki misafirini eve kabul etmekten çok mutluluk duyduğunu belli eden ev sahibi gibi nezaketle davrananların sayısı da her geçen gün artıyor.
Nezaket hayatın hangi anında olsa huzur, güven ve hoşluk serpiyor. Her hafta satırlarımın sonunda bir şarkı ya da türküyü dinleyelim diyorum nezaket ve müziği birlikte düşününce ilk aklıma gelen Emel Sayın oldu. Hem ellerini ne çok zarif kullanır kendisi, aahh nasıl hoş nasıl hoş. O zaman öncelikle yaşlı amcanın yol verme şekline kırılan kendime armağan ederekten bu hafta ‘Üzüldüğün Şeye Bak’ şarkısını dinleyelim diyorum. Gülün gülün ben de gülüyorum kendime. Sözleri Yalçın Benlican’a bestesi ise Turhan Taşan’a aitmiş. ‘Dert ekleyip derdine üzüldüğün şeye bak’ diyor.
Görüşmek üzere, mutlu kalın.


