Alimin Ölümü, Alemin Ölümü Gibidir
Öyle kayıplar var ki bir memleketin hafızasından, dilinden ve irfanından bir parçanın kopup
gitmesidir.
İlber Ortaylı’nın vefatı da böyledir. Bu ülke, sadece büyük bir tarihçisini değil, aynı zamanda ender
yetişen bir ilim ve bilim adamını kaybetti.
Ben bir hukukçuyum. O yüzden hayata çoğu zaman kurallar, kurumlar, devlet fikri ve toplumsal düzen
üzerinden bakarım. Ama hukukla uğraşan herkes bilir ki hafızasını kaybeden bir toplum, bir süre
sonra adalet duygusunu da kaybeder. Çünkü geçmişini bilmeyen bir millet, neyi koruması
gerektiğini de zamanla unutur.
Tarih, sadece olup bitmiş hadiselerin toplamı değildir; bir milletin kendisini neyle kurduğunu ve neyi
kaybettiğinde sarsıldığını gösteren en büyük aynadır.
İlber Ortaylı, bize sadece tarih öğretmedi. O, bu topraklara nasıl bakılması gerektiğini, kelimelerin
arkasında nasıl bir medeniyet birikimi bulunduğunu da hatırlattı.
Onu dinlerken insan, bilginin ne kadar ağır ve ne kadar kıymetli bir emek olduğunu hissederdi. Her
cümlesinde, dağınık zihinleri toparlayan bir ciddiyet vardı.
Bugün en çok yitirdiğimiz şeylerden biri de belki budur. Bilginin ağırlığını, kültürün vakarını ve sözün
mesuliyetini taşıyan insanlar giderek azalıyor.
Oysa hukuk da tarih gibi ciddiyet ister. Bir hukukçu için metinleri bilmek kadar, o metinlerin hangi
toplumsal hafızadan doğduğunu kavramak da önemlidir.
Kanun maddeleri boşlukta doğmaz. Her hükmün gerisinde bir tecrübe, bir kırılma, bir ihtiyaç ve çoğu
zaman da bir medeniyet birikimi vardır.
İlber Ortaylı’nın kıymeti de burada gizliydi. O, geçmişi anlatırken aslında bize bugünü neden eksik
yaşadığımızı da gösteriyordu.
Bugün çok konuşan var ama az okuyan; çok hüküm veren ama az düşünen çoğunlukta.
Böyle bir çağda İlber Ortaylı gibi isimler, sadece akademisyen değildir. Onlar, bir toplumun zihinsel
omurgasını ayakta tutan sütunlardır.
Ardında yalnızca eser bırakmak başka, bir ölçü bırakmak başkadır. İlber Ortaylı, bu memlekete ölçü
bırakan insanlardandı.
Nasıl okunur, nasıl konuşulur, nasıl itiraz edilir, nasıl ciddiyet taşınır; bunların hepsine dair sessiz ama
güçlü bir örnek oldu. Bu yönüyle onun kaybı, sadece akademinin değil, memleketin kaybıdır.
Biz hukukçular için de bu kayıp ayrıca düşündürücüdür. Çünkü adalet, hafızasını kaybetmiş toplumlarda
en çok yara alan değerdir.
Geçmişine yüzeysel bakan toplumlar, hukuka da çoğu zaman yüzeysel bakar. Kökünü unutanlar,
kurumu da kolayca zayıflatır.
İlber Ortaylı’nın ardından duyduğumuz üzüntü, sadece bir ismi kaybetmenin üzüntüsü değildir. Bu, aynı
zamanda memleketin irfanına, kültürüne ve hafızasına dair duyulan derin bir hüzündür.
İnsanın içi burkuluyor. Çünkü bazı insanları kaybetmek, alemi kaybetmek gibidir…
Allah rahmet eylesin. Geride bıraktığı miras, yalnızca tarih kitaplarında değil; bu ülkeyi ciddiyetle
sevmeye çalışan herkesin zihninde yaşamaya devam edecektir.

