Çok Bulutlu

10°C
Konya

Hukuk, Suça Sürüklenen Çocuğa Uzanmadan Önce Masum Çocuğa Kalkan Olmalıydı

Kayıt Tarihi: 21.04.2026 21:14 - Son Güncelleme: 24.04.2026 12:56
YAZI
A

Kahramanmaraş’ta 15 Nisan 2026’da bir ortaokulda gerçekleşen silahlı saldırı, 8 öğrencinin ve 1 öğretmenin yaşamını yitirmesine, çok sayıda kişinin yaralanmasına yol açtı; olayın faili olarak 14 yaşındaki bir çocuk gösteriliyor.

Bu tabloya sadece “bir suç” diye bakmak yetmez; çünkü burada aynı anda çöken şey, bir çocuğun ruh dünyası, bir toplumun koruma refleksi ve hukukun önleyici gücüdür.

Psikolojik açıdan ilk sormamız gereken soru şu olmalı: Bir çocuk, öfkesini ne zaman bir duygu olmaktan çıkarıp bir yok etme planına dönüştürür?

Bir çocuğun arkadaşsızlığı, içe kapanması, güç fantezileri, öfkeye tutunması ya da şiddeti bir kimlik gibi görmeye başlaması çoğu zaman tek başına “kötülük” değil, fark edilmemiş bir çözülmenin işaretidir.

Nitekim haberlerde fail çocukla ilgili sosyal uyumsuzluk ve yalnızlaşma vurguları da yer aldı.

Peki biz çocukların sessizce karardığı anları gerçekten görüyor muyuz, yoksa ancak felaket olduktan sonra mı dönüp bakıyoruz?

Sosyolojik açıdan mesele daha da ağırdır; çünkü çocuklar şiddeti boşlukta öğrenmez, aileden, dijital mecralardan, otorite kurma biçimlerinden ve toplumun gündelik sertliğinden beslenen bir iklim içinde öğrenir.

Bugün çocukların önünde merhametten çok; güç, diyalogdan çok; tahakküm, sabırdan çok; ani patlama görünür hâle geldiyse, ortaya çıkan her vahşette sadece faili değil, onu kuşatan iklimi de konuşmak zorundayız.

Bir başka soru da burada duruyor: Çocuğu silaha, nefrete ya da ölüm fikrine götüren yolda hangi yetişkin ihmali vardı?

Olay sonrası okul güvenliği, psikososyal destek ve çocuk ruh sağlığını bozan içeriklere karşı daha güçlü tedbirler alınması gerektiği yönünde kamuoyuna yansıyan açıklamalar yapıldı.

Yani sorunun sadece bireysel değil, yapısal olduğuna işaret ediliyor.

Hukuksal açıdan ise mesele yalnızca “ceza verilsin” kolaycılığıyla geçiştirilemez; çünkü çocuk failler bakımından hukuk hem sorumluluğu hem de korunma ihtiyacını birlikte ele almak zorundadır.

Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesi yaş küçüklüğünü ceza sorumluluğu bakımından özel olarak düzenlerken, Çocuk Koruma Kanunu da suça sürüklenen çocuklar yönünden koruyucu ve destekleyici mekanizmalar öngörmektedir.

Ne var ki toplum vicdanında tam da bu noktada ciddi bir tepki doğmaktadır: Çocuk fail için koruma refleksi gösteren devlet, neden masum çocuğu, mağduru ve toplumsal güvenliği aynı kararlılıkla koruyamamıştır?

Ama asıl hukuki soru şudur: Hukuk, çocuk silaha uzanmadan önce nerede olmalıydı?

Silaha erişim, aile içi denetim, okul güvenliği, riskli davranışların erken fark edilmesi ve kurumlar arası veri paylaşımı başlıklarında bir zafiyet varsa, mesele artık yalnızca fail çocuğun yargılanmasından ibaret değildir.

Böyle bir durumda, ihmali veya denetim eksikliği bulunan yetişkinlerin ve ilgili kurumların sorumluluğu da ayrıca tartışılmalıdır.

Çünkü hukuk sadece olaydan sonra mezar başında konuşacaksa, adalet gecikmekten öte eksik kalır.

Bir çocuğun eline silah geçtiğinde aslında yalnızca bir hayat değil, toplumun geleceğe dair güven duygusu da vurulmuş olur.

Bu yüzden Kahramanmaraş’taki saldırıya bakarken sadece “o çocuk neden yaptı” demek yetmez; “biz hangi sessiz çürümenin büyümesine izin verdik” sorusunu da cesaretle sormak gerekir.

AV. GÜLÜSTAN SARKURT


ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.