8 Mart: Kutluyoruz Ama Koruyamıyoruz…
8 Mart… Her yıl aynı gün gelir. Sosyal medya aynı cümlelerle dolar. Çiçekler paylaşılır, güzel sözler yazılır, kadınların hayatın merkezindeki rolünden bahsedilir.
Ekranlarda, afişlerde ve mesajlarda kadın; hayatın kaynağıdır, emeğin simgesidir, toplumun temelidir.
Ancak hayatın içinde bu paylaşımlar yapay similasyondan öteye gitmiyor. Çünkü bu ülkede kadınlar yalnızca özel bir günün öznesi değil, aynı zamanda her gün kaygıyla ve tehdit altında yaşamaya mecbur bırakılan hayatlardır.”
Henüz bir hafta önce bir öğretmen öldürüldü. Adı Fatma Nur Çelik.
Ne yazık ki Fatma Nur Çelik ilk değil. Ve acı olan şu ki, son da olmayacağını biliyoruz.
Her 8 Mart’ta kadınların değerinden söz eden bir toplumuz. Ama aynı zamanda kadınları koruyamayan bir ülkeyiz.
İstatistikler bize acı bir gerçeği gösteriyor: Kadına yönelik şiddet konusunda dünyanın en kötü örnekleri arasında anılan ülkelerden biri olma yolunda başı çekiyoruz
Oysa bizim medeniyetimizde kadın yalnızca korunması gereken bir varlık değil, saygının en güçlü temsilidir.
Peygamber Efendimiz’in sözü hâlâ kulaklarımızda: “Cennet annelerin ayakları altındadır.”
Bu söz, kadının değerini anlatan en güçlü ifadelerden biridir. Bir toplumun en yüce makamını anneliğin ve kadının onuruyla ilişkilendiren bir anlayıştır.
Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de kadının toplumdaki yerini şu sözlerle anlatmıştır:
“Dünyada her şey kadının eseridir.”
Bu söz, kadının yalnızca aile içinde değil; toplumun, ekonominin ve geleceğin kurucusu olduğunu vurgular.
Türk tarihine baktığımızda da tablo aynıdır. Eski Türk devletlerinde kadın, yalnızca evin değil devletin de ortağıydı. Kağan devlet işlerinde karar alırken hatun onun yanında yer alırdı. Kadın, toplumun kenarında değil merkezindeydi.
İşte bu yüzden bugün yaşadığımız tablo sadece bir güvenlik sorunu değildir.
Bu tablo aynı zamanda bir medeniyetimizin nasıl da yozlaştığının en tipik belirtisidir.
Tarihinde kadını devletin ortağı yapan bir milletin, bugün kadına yönelik şiddette dünyada başı çeken ülkeler arasında anılması hepimiz için ağır bir utançtır.
8 Mart’ı kutlamak kolaydır. Zor olan; kadınların gerçekten güvende olduğu bir toplum kurabilmektir.
Bir kadının evine korkmadan gidebildiği, bir kadının reddettiği için öldürülmediği,
bir kadının yaşam hakkının pazarlık konusu olmadığı bir ülke kurabilmek… 8 Mart ancak o zaman gerçekten bir bayram olur.
Aksi hâlde her yıl aynı günü kutlayıp aynı utancı yaşamaya devam ederiz.
Bugün bir kez daha soralım: Kadınları gerçekten koruyabiliyor muyuz?
Eğer cevabımız içimizi rahatlatmıyorsa, 8 Mart yalnızca kutlanacak bir gün değil; yüzleşilecek bir gün demektir.
Çünkü bir toplumun vicdanı, kadınların ne kadar güvende olduğuyla ölçülür. Ve biz, kadınlarımızı koruyamadığımız her gün, biraz daha eksiliyoruz.
Av. Gülistan Sarkurt

