Çok Bulutlu

9°C
Konya

Hak Aramak Günah mı Oldu?

Kayıt Tarihi: 03.02.2026 20:48 - Son Güncelleme: 10.02.2026 14:13
YAZI
A

Son zamanlarda sıkça duyduğum bir cümle var: “Değer kaybı istemek haramdır.” Yetmiyor, bir de daha kesini söyleniyor: “Bu parayı almak kul hakkına girer.” Bu sözler çoğu zaman bir fetva ciddiyetiyle dile getiriliyor. Dinî bir kesinlik varmış gibi… Ancak ortada zarar var, eksilme var, mağduriyet var; ama yine de zarar görene susması öğütleniyor. Burada durup sormak gerekiyor: Hak aramak ne zamandan beri günah sayılıyor?

Önce şu gerçeği netleştirelim: “Değer kaybı” denilen şey, çoğu kişinin sandığı gibi farazi, soyut ya da masa başında uydurulmuş bir rakam değildir. Kimsenin kafasına göre “şu kadar isterim” diyebileceği bir alan da değildir. Hukukta ve uygulamada açık karşılığı olan; ölçülebilen, denetlenebilen bir gerçek zarar kalemidir.

Bir araç trafik kazasına karıştığında, ne kadar iyi onarılırsa onarılsın artık kazasız bir araç değildir. Bu bir duygu meselesi değil; piyasanın kabul ettiği somut bir gerçektir. Aynı marka, aynı model ve aynı kilometrede iki araç düşünün: Biri kazasız, diğeri hasar kayıtlı olsun. Hangisi daha kolay satılır, hangisi daha düşük fiyata alıcı bulur? Cevabı herkes bilir. İşte değer kaybı, kazadan “önceki hâl” ile “sonraki hâl” arasındaki bu objektif farktır.

Üstelik bu zarar kulaktan dolma yöntemlerle hesaplanmaz. Hesap, aracın yaşı ve kilometresi, hasarın niteliği, onarımın hangi parçaları kapsadığı, değişen-boyalı aksamlar gibi somut verilere dayanır. Hangi parçanın değiştiği, hangisinin onarıldığı bellidir; servis kayıtlarında, ekspertiz raporlarında, tramer kayıtlarında açıkça görünür. Yani ortada “varsayım” değil, belgelenmiş bir gerçeklik vardır.

Daha da önemlisi: Bu sistem, vatandaşın keyfine bırakılmış bir alan değildir. İdari düzenlemeler, sigorta uygulamaları ve yerleşik yargı kararlarıyla çerçevesi çizilmiştir. Amaç bir tarafı zengin etmek değil; kazadan önce var olan ekonomik dengeyi mümkün olduğunca yeniden kurmaktır. Çünkü zarar yalnızca cebinizden çıkan para değildir. Malvarlığınızda meydana gelen her eksilme zarardır; bir şeyin satılabilirliğinin düşmesi yani değerinin azalması da zarardır. Hukuk bunu görmezden gelmez; tam tersine ölçer ve karşılığını arar.

Hal böyleyken “değer kaybı istemek haramdır” cümlesi ister istemez şu soruyu doğuruyor: Gerçekten problem nedir? Zarar görenin kaybettiğini geri istemesi mi; yoksa bu zararın bedelinin, hiçbir kusuru olmayanın sırtına bırakılması mı? Değer kaybı talep eden kişi başkasının hakkına el uzatmıyor; var olmayan bir parayı istemiyor. Kendi malında meydana gelen eksilmenin telafisini talep ediyor. Ne fazlasını istiyor ne başkasının payını. Sadece bozulan dengenin yerine konulmasını istiyor.

Ben bir hoca değilim; fetva makamında hiç değilim. Ama ortada açık ve ölçülebilir bir zarar varken, zarar görene “Bunu istemek haramdır” diye kesin hüküm kurmak da doğru değil. Kur’an, Allah adına “helal–haram” üretmeyi, din adına hüküm icat etmeyi açıkça sakıncalı görür; Allah’ın izin vermediği şeyleri “din” diye meşrulaştırmanın ağır bir sorumluluk olduğunu hatırlatır. Benim derdim tartışma çıkarmak değil, Kul hakkı, mağduru susturmak için değil; haksızlığı gidermek için olduğunu hatırlatmak.

O yüzden asıl soru şudur: Neden kazaya sebep olan konuşulmuyor da, zararını isteyen kişi kolayca “günahkâr” ilan ediliyor? Mağdur çoğu zaman susmuyor; susturuluyor. Hak arama mücadelesi daha başlamadan “haram” damgasıyla bastırılıyor. Madem ortada hesaplanabilir bir zarar var; o hâlde telafisini kim yapacak?

Av. Gülüstan Sarkurt


ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Av. Gülüstan Sarkurt

Av. Gülüstan Sarkurt

Yazarın Diğer Yazıları