Boşanan Eşlerdir; Çocuk Anne Veya Babasından Boşanmaz
Boşanma dosyalarında sık duyduğumuz bir cümle vardır: “Velayet bende, çocuk da gitmek istemiyor.” Oysa velayetin bir ebeveyne bırakılması, diğer ebeveynin çocuğun hayatından çıkarılması anlamına gelmez.
Çünkü kişisel ilişki yalnızca anne veya babanın çocuğu görme hakkı değil, aynı zamanda çocuğun her iki ebeveyniyle bağını sürdürebilme hakkıdır.
Boşanma sonrasında anne ve baba görüşme günlerini kendi aralarında sağlıklı biçimde belirleyebiliyorsa elbette en doğru olan budur.
Ancak anlaşma sağlanamıyorsa devam eden boşanma veya velayet davasında mahkemeden geçici kişisel ilişki kararı istenebilir.
Herhangi bir dava bulunmuyorsa çocuğun yaşadığı yerdeki aile mahkemesine başvurularak görüşme günlerinin belirlenmesi talep edilebilir.
Mahkeme bu düzenlemeyi yaparken çocuğun yaşı, eğitimi, ebeveynlerin yaşadığı şehirler ve çalışma koşulları gibi günlük hayatı doğrudan etkileyen hususları dikkate alır.
Asıl sorun, mahkeme kararının verilmesinden sonra çocuk gösterilmediğinde ortaya çıkar. Böyle bir durumda artık icra dairesine gidilmemektedir.
Hak sahibi anne veya baba, adliyelerde bulunan Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğüne başvurabilir. Üstelik bu işlemler harçsızdır.
Müdürlük önce taraflarla iletişim kurarak kararın rızayla uygulanmasını sağlamaya çalışır. Sonuç alınamazsa çocuğun belirlenen görüşme merkezine getirilmesi için teslim emri gönderilir.
Teslim emrine rağmen çocuk getirilmezse bu durum tutanağa bağlanır. Hak sahibi, tutanak tarihinden itibaren bir ay içinde müdürlüğün bulunduğu yer aile mahkemesine şikâyette bulunabilir.
Kişisel ilişkiyi engelleyen kişi hakkında üç günden on güne kadar disiplin hapsi uygulanması mümkündür.
Engellemenin sürekli ve sistematik hâle gelmesi ise çocuğun üstün yararına aykırı olmamak şartıyla velayetin değiştirilmesine kadar uzanan sonuçlar doğurabilir.
Dolayısıyla “Velayet bende, gösterip göstermemek benim kararım.” düşüncesinin hukukta karşılığı yoktur.
Peki, çocuk gerçekten görüşmek istemiyorsa ne olacaktır? Çocuğun sözü elbette görmezden gelinemez; ancak tek başına kişisel ilişki kararını ortadan kaldırmaz.
Öncelikle bu isteksizliğin nedeni belirlenmelidir.
Çocuk şiddet, ihmal veya istismar nedeniyle mi korkmaktadır; uzun süre görüşemediği için mi yabancılaşmıştır; yoksa yetişkinler arasındaki çatışmanın etkisinde mi kalmıştır?
Somut bir tehlike varsa mahkemeden kişisel ilişkinin sınırlandırılması, uzman eşliğinde gerçekleştirilmesi veya geçici olarak kaldırılması istenebilir.
Tehlike bulunmadığı hâlde çocuk diğer ebeveyne yabancılaşmışsa çözüm, ilişkiyi tamamen kesmek değildir.
Bu durumda sosyal inceleme yapılması, görüşmelerin uzman eşliğinde ve kademeli biçimde başlatılması, çocuk ve ebeveynler hakkında danışmanlık tedbiri uygulanması talep edilebilir.
Hukuk, çocuğun her koşulda görüşmeye zorlanmasını da ebeveynlerden birinin diğerini çocuğun hayatından çıkarmasını da kabul etmez.
Yapılması gereken, çocuğun neden direnç gösterdiğini belirlemek; gerçek bir risk varsa onu korumak, risk yoksa kopan bağı güvenli biçimde yeniden kurmaktır.
Çünkü boşanma eşler arasındaki hukuki bağı sona erdirir; anne, baba ve çocuk arasındaki bağı değil.
AV. GÜLÜSTAN SARKURT


