Çok Bulutlu

15°C
Konya

Filtreli Hayatlar, Filtresiz Yorgunluklar

Kayıt Tarihi: 07.04.2026 21:52 - Son Güncelleme: 17.04.2026 06:30
YAZI
A

Aynaya baktığında artık sadece kendini görmüyorsun.

Gördüğün şey; algoritmaların, trendlerin ve görünmeyen normların sana sunduğu bir “ideal benlik”.

Dijital çağ, güzelliği demokratikleştirdiği kadar tek tipleştirdi.

Artık herkes erişebilir, herkes uygulayabilir, herkes “iyi görünebilir.”

Ama tam da bu yüzden, kimse kendini yeterince iyi hissetmez hale geldi.

Çünkü mesele artık güzel olmak değil;

“yeterince güzel” olabilmek.

Sosyolojide bu durumu açıklayan güçlü kavramlardan biri, Leon Festinger’ın ortaya koyduğu Sosyal Karşılaştırma Teorisidir.

İnsan, kendini başkalarıyla kıyaslayarak konumlandırır.

Ancak geçmişte bu kıyaslama, sınırlı bir çevre içinde gerçekleşirken; bugün milyonlarca “kusursuz” görüntüye maruz kalıyoruz.

Bir başka ifadeyle, artık komşumuzla değil…

filtrelenmiş hayatlarla rekabet ediyoruz.

Bu durumun psikolojik karşılığı ise giderek derinleşen bir yetersizlik hissi.

Özellikle sosyal medya platformları—örneğin Instagram—

idealize edilmiş yüzler, bedenler ve yaşam tarzları üzerinden görünmeyen bir norm üretir.

Bu norm, gerçekçi değildir; ama etkisi son derece gerçektir.

Örneğin;

Gün içinde onlarca “kusursuz cilt” görüntüsüne maruz kalan bir kadın,

kendi sağlıklı ama doğal cildini yetersiz algılayabilir.

Ya da kaş yapısı tamamen genetik olan bir birey,

trend formlarla kendini kıyaslayarak eksiklik hissi geliştirebilir.

Bu noktada güzellik algısı, estetik bir tercih olmaktan çıkar;

psikolojik bir ihtiyaç haline gelir.

Burada Abraham Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisini yeniden düşünmek gerekir.

Temel ihtiyaçlar karşılandıktan sonra insan, ait olma ve kabul görme ihtiyacı hisseder.

Modern dünyada ise bu “kabul”, büyük ölçüde görünüş üzerinden şekillenmektedir.

Yani bugün bir bakım uygulaması,

sadece estetik bir dokunuş değil;

aynı zamanda “toplumsal olarak kabul edilme” çabasının bir parçasıdır.

Ama tam da burada kırılma başlar.

Çünkü kişi, kendi doğallığını değil;

toplumun idealize ettiği versiyonu yaşatmaya çalışır.

Ve bu, sürdürülebilir değildir.

Sosyolog Erving Goffman bu durumu “gündelik hayatın sahnelenmesi” olarak açıklar.

İnsanlar, toplum içinde bir rol oynar ve kendilerini belirli bir şekilde sunarlar.

Bugün ise bu sahne, fiziksel dünyadan dijital platformlara taşınmış durumda.

Ve perde neredeyse hiç kapanmıyor.

Peki Sonuç?

Sürekli “iyi görünme” çabası,

derin bir zihinsel yorgunluk yaratır.

Danışanlarımdan sıkça duyduğum bir cümle var:

“Ben aslında kendimi kötü hissetmiyordum… ama gördüklerimden sonra yetmez gibi geliyor.”

İşte bu cümle, çağımızın en net özeti.

Güzellik artık bir sonuç değil,

sürekli güncellenmesi gereken bir proje gibi yaşanıyor.

Oysa gerçek ve sürdürülebilir güzellik;

kişinin kendine yabancılaşmadığı noktada başlar.

Benim mesleki yaklaşımımda ise temel ilke şu:

Güzellik, bir şeyi eklemek değil…

var olanı doğru ortaya çıkarmaktır.

Çünkü bir yüzü değiştirmek mümkündür,

ama o yüzle barışık bir ruh yaratmak… çok daha derin bir süreçtir.

Bu yüzden yapılan her işlemde şu soruyu sormak gerekir:

“Bu dokunuş beni kendime yaklaştırıyor mu, yoksa benden uzaklaştırıyor mu?”

Çünkü güzellik seni tamamladığında güçtür,

seni dönüştürmeye başladığında baskıya dönüşür.

Ve belki de artık asıl konuşmamız gereken şey şu:

Daha kusursuz görünmek mi istiyoruz,

yoksa daha iyi hissetmek mi?

Çünkü biri bitmeyen bir yarış,

diğeri ise içsel bir denge meselesidir.

Ve unutma—

Filtreler yüzünü değiştirebilir…

ama kendinle kurduğun ilişkiyi asla.

İremsu Üçok

Sosyolog | Güzellik Uzmanı

Güzelliği sadece görünüşte değil, anlamda arayanlardan…


ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

İremsu Üçok

İremsu Üçok

Yazarın Diğer Yazıları