Çok Bulutlu

7°C
Konya

Yalanla arkadaş olanlar; kendini satranç ustası zannediyor

Kayıt Tarihi: 01.12.2025 20:01 - Son Güncelleme: 15.12.2025 10:30
YAZI
A

Kendisini “kandırabildiği” kadar zeki sananlar, aslında gerçeğin gözlerinin içine bakacak cesareti olmayanlardır.


Bazı insanlar vardır…

Gerçeğin karşısına geçip göz kırpacak cesareti yoktur ama yalanın gölgesine yatarak kendini dev aynasında görür.

Söylediği her yalanı bir zafer, kandırdığı her insanı bir fetih, kurduğu her manipülasyonu zekâ belirtisi sanır. Yalan onlar için bir “savunma hattı” değil; bir yaşam stratejisidir.


Zekâ dediğin: çözüm üretir, şeffaflık getirir, ilişki kurar. Zekâ, karmaşık bir gerçeği dürüstçe yönetebilmektir.

Yalan ise: karmaşa yaratır, bulanıklaştırır, ilişkileri çürütür.


Yani kısacası, bir insanı kandırabildiğini görünce kendini “usta satranç oyuncusu” sananların çoğu, aslında kendi ruh sağlığının piyonlarıdır.


Nasıl mı?


Acı gerçek şudur: Birini kandırabilmek zekâ değil; güven suistimalidir.

Kandırmak zeki olduğunun değil, karşısındakinin iyi niyetinin göstergesidir.

Yani yalan söyleyen kişi karşı tarafı değil, karşı tarafın temizliğini kullanır.

Bu başarı değildir; fırsatçılıktır.


Oysa bilmez ki:

Yalan söylemek zeki olmak değil, hakikati taşıyamayanların sığındığı en ucuz barınaktır.


Halbuki kandırmak, zekânın değil; empati eksikliğinin, özgüven açığının ve duygusal yoksulluğun dışa vurumudur.


Yalanla akrabalık kurmuş bu kişilerde genellikle empati seviyesi düşüktür. Çünkü karşısındaki insanın güvenini, duygusunu, zamanını hiçe saymak için duygusal bir körlük gerekir.

Empati olsa, yalan rahat edemez; çünkü utanç duygusu devreye girer.

Ama patolojik kişiliklerde utanç yerine “yakaladım seni!” duygusu vardır.

Bu, sağlıklı bir psikoloji değil; duygusal felçtir.


Ben yalanı duyduğum anda, ruhunun çığlıklarını da duyarım. Çünkü yalanın kendisi değil, ardındaki eziklik, korku ve boşluk çok daha yüksek sesle konuşur.

Çünkü yalan sadece kelime değildir; psikolojik bir itirafname gibidir.


Yalanın çevresinde bir tür “duygusal akrabalık” oluşabilir; çünkü yalan kolaydır, eğlencelidir, geçicidir.

Bir insan başkasını kandırdığında kısa bir süre rahatlar.

Ama kendini kandırmaya başladığı anda içsel çöküş başlar.


Bu noktada artık psikolojik bozulma görünür hale gelir:

 • Gerçeklik algısı kayar.

 • Yüzleşme kapasitesi küçülür.

 • Sorumluluk duygusu yok olur.

 • Kişinin karakteri kendine bile yabancılaşır.


Kendi yalanını yaşamak, insanın ruhuna işleyen en sessiz zehirdir.


Yalan söyleyenlerin ortak bir yanılgısı vardır:

Kandırdığını zanneder.


Oysa çoğu zaman karşı taraf yalanı fark eder ama ilişkiyi, nezaketi, kendi duruşunu koruduğu için bunu yüzüne vurmaz.

Bu sessizliği “zekâ üstünlüğü” sananlar, aslında en büyük yanılgının içindedir.


Gerçek insanı büyütür; kendini geliştirmeye zorlar.

Bazıları için işte tam da bu yüzden “tehdit”tir.


Gerçeğe tahammül edemeyenler:

 • sorumluluk almaktan kaçan,

 • yüzleşmekten korkan,

 • kendini olduğundan büyük göstermek için çırpınan,

 • içsel boşluklarını dış manipülasyonla doldurmaya çalışan kişilerdir.


Ve ne yazık ki;

Manipülasyonu maharet, üçkağıdı strateji, kandırmayı ise “üstünlük” sananların dünyasında gerçek ilişkiler barınmaz.


Bu insanlar ilişkiye “bağ” olarak değil, “kullanım alanı” olarak bakar.

Yakınlık, samimiyet, dürüstlük… Bunlar onların dünyasında ancak işlerine gelirse vardır.

Yalan ise ilişkideki boşlukları dolduran bir yapıştırıcı gibidir; ama sağlamlaştırmaz, sadece örtbas eder. Bu nedenle bu kişilerin hayatında güven sürekli bir yenilgi, ilişki ise sürekli bir manipülasyon döngüsüdür.


Güvenin Çöküşü ve Yalanın Enflasyonu


Oysa Güven biriktirilir; yalan ise harcanır.

Ve her harcandığında yenisi basılır.

Bu yüzden yalan, ilişkilerde bir tür enflasyon yaratır:

Değer azalır, bağlar zayıflar, sözün kıymeti kalmaz.


Güveni tüketip yalanı çoğaltanlar, sonunda kendi yalnızlıklarının mimarı olur.


Dışarıya söylenen yalan bir gün mutlaka patlar, ortaya çıkar, yüzleşilir.

Ama insanın kendine söylediği yalanlar çok daha sessiz, çok daha derin yaralar açar.

Kişi bir süre sonra kendi sahte versiyonuna inanır.

“Ben zekiyim.”

“Ben üstünüm.”

“Ben kontrol ediyorum.”

Oysa kontrol ettiği tek şey kendi çarpık gerçekliğidir.


Kandırılan karşı taraf değildir; kendisidir.

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.