Göğün Kızıydı, Sessizliğe Dönüştü
Bir zamanlar kadın göğün sesiydi.
Rüzgârın yönünü hisseder, suya dua eder, doğan her çocuğa ruh üflerdi. Türklerin Tengri inancında kadın, sadece yaşamın kaynağı değil, kutsal bir varlıktı.
Umay Ana, Gök Tengri’nin tamamlayıcısıydı. Kadın doğayla bir, Tanrı’yla yan yanaydı.
Ne Tanrı kadını eksik yaratmıştı, ne de erkek üstün kılınmıştı. Denge vardı; sade, adil ve gerçek.
Sonra yeni bir din geldi.
İslam, Türklerin kalbine yerleşti ama onunla birlikte erkek aklının yorumu da geldi.
Kadın, göğün kızı olmaktan çıkıp erkeğin himayesine bırakıldı.
Bir zamanlar birlikte kurultayda söz söyleyen kadın, artık sessiz kalması öğütlenen bir varlığa dönüştü.
Ve en acısı, bu değişim “kutsal” adına yapıldı.
Erkeğe dört eş hakkı verildi;
kadına ise susma hakkı.
Kadının kutsallığı “sabır” adı altında törpülendi, sesi “iffet” kisvesiyle kısıldı.
Oysa Tengri inancında aşk, doğa gibiydi — çoğul değil, bir’di.
Bir çiçeğin, bir nehrin, bir gökyüzünün sadeliğinde vardı.
Erkek, doğayla birlikte kadınla da çoğalmayı değil, bir olmaya inanırdı.
Şimdi soruyorum:
Tanrı’nın adını kullanarak kadının kalbini kırmak, gerçekten Tanrı’ya yakınlaştırır mı insanı?
Erkeğin çok eşliliğini “hak”, kadının sessizliğini “erdem” saymak hangi adaletin eseri?
Kutsal olan bir şeyi, cinsiyetle bölmek Tanrı’nın düzeni olabilir mi?
Kadın; doğanın, sezginin, merhametin adıdır.
Onu susturduğun an, doğa da susar, gök de.
Belki o yüzden bu çağda gökyüzü bu kadar sessiz, nehirler bu kadar kirli, insan bu kadar kaybolmuştur.
Çünkü kadınla birlikte Tanrı’nın sesi de bastırılmıştır.
Ve bugün geldiğimiz noktada doğaya da kadına da saygı kalmamıştır.
Toprak kirletilmiş, su tüketilmiş, insanlık değerini unutmuştur.
Türkiye, bu gidişle Avrupa’nın Hindistan’ı olma yolunda ilerliyor;
ucuz iş gücüyle, değersizleştirilmiş kadın emeğiyle, doğasını sömüren düzeniyle…
Oysa biz, göğe bakan bir halktık.
Kutsalı toprağın, suyun, insanın içinde gören bir kültürün çocuklarıydık.
Ve şimdi, toprağın bağrından su değil, sessizlik çıkıyor.
Barajlar kuruyor, göller çekiliyor, şehirler susuz kalıyor.
Belki de bu susuzluk, doğanın bize son uyarısıdır:
Kadını, doğayı, kutsalı unuttun; şimdi su bile senden uzaklaşıyor.
Doğayla Başlayan İnanç, Susuzlukla Bitiyor
Tengri inancının kadim öğretileri bize bunu hatırlatır:
Tanrı ne erkekti ne kadın; o bir dengedir.
Ve denge bozulduğunda, dünya da bozulur.
Belki şimdi, bin yıl sonra yeniden göğe bakmanın zamanıdır.
Kadını yeniden göklere değil ama eşitliğin yanına koymanın.
Çünkü kadın, yaradılışın ortağıdır; gök kadar, toprak kadar gerçektir.
Bugün Su kuruyorsa, kadının sesi de kesilmiştir.

