Ters Yöne Yürüyen Penguen Cesur ya da Özgür Değil: Biz Acıyı İdealize Ediyoruz
Bireysel seçim sandığımız şey, çoğu zaman kalabalığın
onayladığı bir sapmadan ibarettir.
Kalabalığın arasından ters yöne yürüyen bir penguen
gördüğümüzde içimizden geçen ilk duygu hayranlıktır. Onu
"cesur", "özgür” ve hatta "sisteme karşı" olarak etiketleriz.
Çünkü o görüntü, toplum içinde bastırdığımız her itirazın,
ertelediğimiz her kopuşun sembolüne dönüşür. O penguen,
bizim yerimize yürür; bizim yerimize karşı çıkar.
Ama tam da burada durmak gerekir. Çünkü bu hikâye,
sandığımız kadar özgürlükle ilgili değildir.
Sosyoloji bize şunu söyler: Bir davranışı özgürlük olarak
adlandırmadan önce, o davranışın hangi bağlamda
üretildiğine bakmak gerekir. Toplum, bireye yalnızca nasıl
yaşayacağını öğretmez; neyi cesaret, neyi özgürlük, neyi
"takdire değer” bulacağını da öğretir. Émile Durkheim'ın
"kolektif bilinç" kavramı tam olarak burada devreye girer.
Bireyin yönelimleri, çoğu zaman farkında bile olmadan, bu
ortak bilinç tarafından şekillendirilir.
Ters yöne yürüyen penguen bu yüzden alkışlanır. Çünkü
gerçek bir tehdit oluşturmaz. Bedel talep etmez. Güvenli bir
mesafeden izlenebilir. Toplumun, başkaldırıyı romantize
etmeye ama gerçek başkaldırıyla yüzleşmemeye olan
ihtiyacını karşılar.
Bilimsel açıdan bakıldığında ise tablo çok daha sarsıcıdır. O
penguen özgür bir seçim yapmıyordur. Çoğu vakada yönünü
kaybetmiştir; manyetik alanları yanlış algılamıştır, çevresel
stres faktörlerine maruz kalmıştır ya da sürünün yarattığı
karmaşa içinde hatalı bir yönelim göstermiştir. Ve bu
yürüyüş, çoğu zaman yaşama değil, ölüme doğrudur.
Daha da çarpıcı olan şudur: Onun ters yöne yürümesine
neden olan şey de yine kalabalığın kendisidir. Yani bireysel bir
isyan gibi okuduğumuz bu davranış, aslında kolektif yapının
bir yan ürünüdür. Özgürlük sandığımız şey, yine toplumun
yarattığı koşullar içinde şekillenmiştir.
Pierre Bourdieu'nün "habitus" kavramıyla ifade edecek
olursak; bireyler seçim yaptıklarını zannederler ama çoğu
zaman içselleştirilmiş toplumsal refleksleri tekrar ederler.
Hangi farklılığın alkışlanacağına, hangi sapmanın "cesur"
sayılacağına toplum karar verir. Hatta çoğu zaman farklı
olma arzumuz bile, toplum tarafından onaylandığı ölçüde
güvenlidir.
Pengueni özgür sanmamızın bir nedeni de, kendi
yapamadıklarımızı onun üzerinden fantezileştirmemizdir. O
yürür, biz rahatlarız. O bedel öder, biz izleriz. Onu idealize
ederek, kendi uyumumuzu ve suskunluğumuzu ahlaki bir
konfora dönüştürürüz.
Oysa gerçek cesaret ve özgürlük;
kalabalığı terk etmek değildir.
Kalabalığın içinde kendini kaybetmeden var olabilmektir.
Bireysel seçimlerini koruyabilmek; mecbur hissetmeden,
onay aramadan, çoğunluğa benzemek zorunda kalmadan
yaşamayı gerektirir. Kalabalıktan kopmadan ama ona boyun
da eğmeden... Uyumlu görünmek uğruna kendinden
vazgeçmeden... Kabul görmek için eğilip bükülmeden...
Şahsına münhasır olmak, dramatik kopuşlar ya da ters
yönlere yürümek değildir. Asıl mesele, herkesle aynı yolda
yürürken bile pusulanın sana ait olmasıdır.
Çoğunluğun alkışına göre şekillenmeyen, benzemek uğruna
silikleşmeyen, dik dururken bağırmak zorunda kalmayan bir
duruştur bu.
Toplum, benzemeyi ödüllendirir. Uyumlu olanı sever.
Onaylanan davranışları "doğru", sapmaları ise "cesur" ilan
eder. Ama bireyin asıl sınavı tam da burada başlar:
Benzemeden var olabilmekte. Uyumlu görünürken
erimemekte. Kalabalığın içinde, şahsiyetini koruyabilmekte.
Asıl mesele ters yöne yürüyen penguen olmakta değil.
Asıl mesele;
Herkesle aynı yolda yürürken bile kendi ritmini kaybetmeden
gerçek bir cesaret ve özgür iradeyle hareket edebilmekte..
Bu alkışlanmaz.
Ama çok gerçektir.


