“Önce Tutuklayalım, Sonra Bakarız” Olmaz
Bir kişinin tutuklandığını duyduğumuzda çoğu zaman aynı cümleyi kuruyoruz: “Bir şey yapmış ki tutuklamışlar.”
Peki, hakkında suçlama bulunan herkes suçlu mudur? Tutuklanmak, suçun ispatlandığı anlamına mı gelir?
Önce şunu ayıralım: Yakalama, gözaltı ve tutuklama farklı işlemlerdir. Her birinin ayrı koşulları vardır. Yakalanan herkesin gözaltına alınması, gözaltına alınan herkesin de tutuklanması gerekmez. Her aşamada özgürlüğün sınırlanmasının hukuki dayanağı bulunmalıdır.
Tutuklama, henüz suçluluğu kesinleşmemiş bir insanın özgürlüğünden mahrum bırakılmasıdır. Bu nedenle yalnızca bir suçlamanın bulunması, tutuklama için yeterli değildir.
Öncelikle, kişinin suçu işlediğine ilişkin kuvvetli şüpheyi gösteren somut deliller bulunmalıdır. Bunun yanında kaçma, saklanma, delilleri karartma veya tanıklara baskı yapma tehlikesi gibi bir tutuklama nedeni de aranır.
Bazı suçların kanundaki “katalog suçlar” arasında bulunması bile tutuklamayı zorunlu hâle getirmez.
Bir kişi için “Kaçabilir” deniliyorsa soralım: Neye dayanılarak? Kaçmaya yönelik hazırlığı mı var, saklanmış mı? “Delilleri karartabilir” deniliyorsa hangi delile, nasıl müdahale edebileceği açıklanmalıdır. Herkes için ileri sürülebilecek ihtimallerle bir insanın özgürlüğü elinden alınamaz.
İşte gerekçeli kararın önemi burada ortaya çıkar. “Suçun niteliği, mevcut delil durumu” gibi genel ifadeler, somut olayla bağlantısı kurulmadan tekrarlandığında yeterli olmaz.
Kişi, hangi delil ve hangi nedenle tutuklandığını karardan anlayabilmelidir. Gerekçe, keyfîliğin önündeki temel güvencelerden biridir.
Üstelik şu soruya da cevap verilmelidir: Aynı amaç daha hafif bir tedbirle sağlanabilir mi?
Yurt dışına çıkış yasağı veya belirli aralıklarla imza verme yükümlülüğü yeterli olacaksa, kişinin neden cezaevinde tutulması gerektiği açıklanmalıdır.
Tutuklama ölçülü olmalı; adli kontrolün neden yetersiz kalacağı somut gerekçelerle gösterilmelidir. Bu zorunluluk, tutukluluğun devamına karar verilirken de geçerlidir.
Bazen “Bir süre içeride kalsın da aklı başına gelsin” denildiğini duyuyoruz. Oysa tutuklama, ders verme veya peşinen cezalandırma aracı olamaz. Toplumun öfkesi, hukuki koşulların yerine geçemez.
Tutuksuz yargılanmak da dosyanın kapandığı, kişinin cezasız kaldığı anlamına gelmez. Yargılama sürer, deliller değerlendirilir ve koşulları varsa ceza verilir. Adaletin işlediğini yalnızca cezaevine giren insan sayısıyla ölçemeyiz.
Unutmayalım; cezaevinde geçirilen günler, sonradan verilen beraat kararıyla yaşanmamış olmaz. Kaybedilen iş, aileden ayrı geçirilen aylar, bir çocuğun anne veya babasını beklediği geceler geri getirilemez.
Bu nedenle “Önce tutuklayalım, sonra bakarız” anlayışına alışamayız.
Özgürlük söz konusu olduğunda önce şu soruyu sormalıyız: Bu insanın tutuklanmasını zorunlu kılan somut ve hukuki neden nedir?
AV. GÜLÜSTAN SARKURT



