Borsada Sazan Sarmalı: Balığa Yem Değil, Umut Atıldı

Kayıt Tarihi: 22.09.2026 17:49 - Son Güncelleme: 24.09.2026 03:16
YAZI
A

Bir hisse nasıl yükselir?

Bir fon nasıl büyür?

Ve en önemlisi: Herkes kazanıyor gibi görünürken aslında parayı kim kazanıyordur?

Bazen bir finansal hikâyenin en tehlikeli tarafı, yalan olması değildir.

Gerçeğin bir bölümünün doğru olmasıdır.

Çünkü yatırımcıyı ikna eden şey çoğu zaman “Bu sistem tamamen sahte” değildir.

Tam tersine…

Bir süre gerçekten kazandırır.

Grafik gerçekten yükselir.

Ekranda gerçekten yeşil rakamlar görünür.

Çevrenizdeki insanlar gerçekten para kazandığını söyler.

Ve siz artık “Acaba?” diye düşünmezsiniz.

“Ben neden hâlâ dışarıdayım?” diye düşünmeye başlarsınız.

İşte finansal balonların psikolojik olarak en güçlü noktası tam da burasıdır.

───

Sazan sarmalı nasıl çalışır?

“Sazan sarmalı” aslında yalnızca finans piyasalarına özgü bir kavram değil.

Dolandırıcılıkta kullanılan klasik yöntemde önce bir güven ortamı oluşturulur. Bir taraf gerçek satıcı gibi görünür, başka bir taraf gerçek alıcı gibi davranır. Para üçüncü bir kişinin hesabına yönlendirilir. Taraflar birbirleriyle bağlantılı olduklarını fark etmeden işlemin içine çekilir.

2026'da farklı olaylarda bu yöntemin araç, konut ve internet ilanları üzerinden kullanıldığı ve milyonlarca liralık para trafiğinin ortaya çıkarıldığı soruşturmalar yürütüldü.

Borsadaki son tartışma ise kelimenin klasik anlamıyla aynı dolandırıcılık yöntemi değildir.

Ama ortaya çıkan mekanizma, “yüksek değer görüntüsü → yeni para girişi → daha yüksek fiyat → daha fazla güven → daha fazla para” döngüsü nedeniyle kamuoyunda aynı metaforla anılıyor.

Ve işte tehlike burada.

Çünkü fiyat yükseldikçe insanlar “Bir şeyler yanlış gidiyor” demek yerine çoğu zaman:

“Demek ki burada gerçekten bir şey var.”

diye düşünüyor.

───

Peki bu sistem neden bu kadar geç fark edildi?

Belki de asıl sorulması gereken soru bu.

Çünkü bugün konuştuğumuz olağandışı hareketlerin bazıları bir gecede ortaya çıkmadı.

SPK'nın 28 Ağustos 2026 tarihli açıklamasında, yatırım fonu sektöründe özellikle para piyasası fonları ve hisse senedi yoğun serbest fonlarda ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanmalar ve Borsa'daki olağandışı fiyat hareketleriyle oluşabilecek sistemik risklere karşı düzenlemeler yapıldığını açıkladığını görüyoruz.

Daha da dikkat çekici olanı, bazı düzenlemelerin fonların ellerindeki belirli varlıkları nasıl değerleyeceğine kadar uzanması.

SPK, 31 Temmuz 2026 sonrasında bazı borsada işlem gören gayrimenkul ve girişim sermayesi fonu paylarının borsa fiyatı yerine net aktif değer üzerinden değerlendirilmesine geçildiğini; amacın bazı fonlarda değerin fiktif biçimde hesaplanmasının önüne geçmek olduğunu belirtiyor.

Yani mesele yalnızca:

“Hisse düştü.”

değil.

Mesele daha derinde.

O hissenin yükselen fiyatı gerçekten ekonomik değerini mi gösteriyordu?

───

En tehlikeli rakam: Ekrandaki kâr

Borsada insanların en çok yanıldığı noktalardan biri budur.

Ekranda 1 milyon liralık portföyünüz olabilir.

Ama o 1 milyon lirayı aynı anda herkes nakde çevirmek istediğinde gerçekten 1 milyon lira eder mi?

İşte likidite sorunu burada başlar.

Bir varlığın fiyatı, yeterli alıcı varken yüksek görünebilir.

Fakat herkes aynı anda satmaya başladığında alıcı sayısı azalırsa fiyat hızla aşağı gelebilir.

Ve o zaman ekrandaki “kâr” ile gerçek paranın arasındaki fark ortaya çıkar.

Son günlerde yaşanan krizin önemli noktalarından biri de tam olarak buydu: Reuters'ın aktardığına göre bazı yatırım fonlarında likidite sıkışıklığı yaşanması, fonların ellerindeki daha az işlem gören hisseleri satmak zorunda kalması ve bunun Borsa İstanbul'da sert satışlara yol açması oldu.

Yani bazı yatırımcıların problemi yalnızca:

“Hisse düştü.”

değil.

“Herkes aynı anda parasını geri almak isterse, o para nereden gelecek?”

sorusudur.

───

Peki insanlar bunu neden görmedi?

Çünkü finans piyasalarında insan psikolojisi, matematik kadar belirleyicidir.

Bir yatırımcı arkadaşının yüzde 30 kazandığını görür.

Sonra başka biri yüzde 50 kazandığını söyler.

Bir başkası “Bu hisse daha çok gider” der.

Sosyal medya ekranları başarı hikâyeleriyle dolar.

Kimse zarar eden yatırımcının sessizliğini görmez.

İşte buna davranışsal finans açısından sürü etkisi ve kaçırma korkusu (FOMO) eşlik eder.

İnsan artık yatırım yaptığı için değil,

dışarıda kalmaktan korktuğu için yatırım yapmaya başlar.

Ve finansal sistemlerin en kırılgan noktalarından biri budur.

───

Asıl soru: Parası içeride kalanlara ne olacak?

Şimdi binlerce yatırımcının aklındaki soru bu.

Burada çok net bir ayrım yapmak gerekiyor:

“Paranın tamamı kesin kaybedildi” demek de yanlış, “herkes parasını eksiksiz alacak” demek de.

Çünkü süreç, hangi fonun hangi varlıklara sahip olduğuna, bu varlıkların gerçek tasfiye değerine, yükümlülüklere ve devam eden hukuki süreçlere göre şekillenecek.

SPK'nın mevzuatına göre bir yatırım fonu tasfiye edildiğinde fon varlıkları tasfiye edilir ve ortaya çıkan tasfiye bakiyesi, katılma payı sahiplerine payları oranında dağıtılır.

Fakat burada kritik kelime:

Tasfiye değeri.

Çünkü portföyde görünen değer ile varlıkların tasfiye sırasında gerçekten satılabildiği değer aynı olmak zorunda değildir.

Dolayısıyla içeride parası olan yatırımcının karşılaşabileceği tablo kabaca üç ihtimali barındırıyor:

Bir: Varlıklar makul değerlerle nakde çevrilir ve yatırımcıların kaybı sınırlı kalır.

İki: Varlıklar ciddi iskontolarla satılır ve yatırımcılar ana paralarının bir bölümünü kaybeder.

Üç: Hukuki süreçlerde sorumluluğu bulunan kişi veya kuruluşların malvarlıklarına yönelik tedbirler, el koymalar veya tazmin süreçleri gündeme gelir ve bunların sonucuna göre ayrıca tahsilat imkânları doğabilir.

Ama bunların hangisinin ne ölçüde gerçekleşeceğini bugün kesin olarak söylemek mümkün değil.

Çünkü süreç henüz tamamlanmış değil.

───

Bir başka acı gerçek: Yatırım fonu mevduat değildir

Bunu özellikle yazmak gerekiyor.

Çünkü birçok yatırımcı yatırım fonunu bankadaki mevduat gibi algılayabiliyor.

Oysa SPK açıkça yatırım fonlarında TMSF mevduat garantisinin bulunmadığını belirtiyor. Fon yatırımında anaparanın bir bölümünün kaybedilebileceği de yine SPK tarafından açıkça ifade ediliyor.

Yani:

“Param fonda, devlet bunu garanti ediyor.”

mantığı doğru değil.

Yatırım fonunda yatırımcı aslında fon portföyündeki varlıklara ortak olur.

Varlıkların değeri yükselirse kazanır.

Düşerse kaybeder.

Ve portföydeki varlıkların gerçek değeri tartışmalı hale geldiğinde mesele çok daha karmaşıklaşır.

───

Belki de en önemli ders şu:

Bir şeyin yükseliyor olması, değerli olduğunu kanıtlamaz.

Bir fonun çok kazandırmış olması, aynı performansı sürdüreceğini kanıtlamaz.

Bir insanın çevresindeki herkesin para kazanıyor olması, onun da kazanacağını garanti etmez.

Ve en önemlisi…

Kalabalığın aynı yöne koşması, o yönün doğru olduğunu göstermez.

Bazen sadece herkes aynı kapıya doğru koşuyordur.

Ve kapı daraldığında ilk girenlerle son girenlerin hikâyesi birbirinden tamamen farklı olur.

Finans piyasalarının en acı tarafı da budur:

Kazanç bireyseldir, fakat panik kolektiftir.

───

Peki bundan sonra ne olacak?

Benim burada dikkat çekici bulduğum nokta, meselenin yalnızca birkaç fonun tasfiyesiyle kapanıp kapanmayacağı değil.

Çünkü bu olayın asıl sonucu Borsa İstanbul'daki fiyatlardan çok daha büyük olabilir:

Güven.

SPK'nın son düzenlemelerinin amacı da yalnızca mevcut sorunu çözmek değil; fonlar üzerinden manipülasyon imkânlarını sınırlandırmak, şeffaflığı artırmak ve yatırımcı tasarruflarını korumak olarak açıklanıyor.

17 Eylül itibarıyla SPK'nın üç borsada işlem gören şirketin paylarında manipülasyon şüphesiyle 38 kişi hakkında suç duyurusunda bulunması ve iki yıllık işlem yasakları uygulaması da soruşturmanın artık yalnızca piyasa hareketleri düzeyinde kalmadığını gösteriyor.

Fakat burada da hukuk tamamlanmadan hüküm vermemek gerekiyor.

Çünkü soruşturma başka, mahkûmiyet başka şeydir.

───

Son görüşüm;

Borsa bize yine çok eski bir gerçeği hatırlatıyor:

Kolay para diye bir şey yoktur.

Bazen sadece kolay para görüntüsü vardır.

Ve o görüntünün arkasında;

yüksek risk,

yüksek beklenti,

yüksek kalabalık

ve sonunda çok yüksek bir bedel olabilir.

Bugün parasını bu sistemin içinde bulan insanların en büyük ihtiyacı “Panik yapmayın” cümlesi değil.

Şeffaf bilgi.

Hangi fonda ne var?

Hangi varlık ne kadar değer ediyor?

Hangi işlem neden yapıldı?

Kim, ne zaman, hangi kararı aldı?

Hangi varlık gerçekten nakde çevrilebilir?

Ve yatırımcının eline sonunda ne kadar para geçecek?

Bu soruların cevabı verilmeden finansal güven yeniden kurulamaz.

Çünkü mesele yalnızca kaybedilen para değildir.

İnsanların parasını teslim ederken duyduğu güven de sermayedir.

Ve o sermaye bir kez kaybedildiğinde, borsanın yeşile dönmesi tek başına yetmez.

Çünkü bazı kayıplar portföyde görünür.

Bazıları ise insanların hayatında kötü tecrübeleri ve kaybolan hayalleri olur.


İremsu Üçok

Sosyolog | Yazar✍️

Bu haftaki köşe yazımda; borsada yaşanan son fon krizini, “sazan sarmalı” tartışmasını, yatırımcı psikolojisini ve içeride parası kalanları bekleyen olası süreci mercek altına aldım.

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

İremsu Üçok

İremsu Üçok

Yazarın Diğer Yazıları