Çok Bulutlu

10°C
Konya

Zırhlı Dokunulmazlıklar ve Okuldaki Katliam

Kayıt Tarihi: 21.04.2026 21:20 - Son Güncelleme: 24.04.2026 12:56
YAZI
A


Türkiye, son bir hafta içinde karanlık bir tabloyla yüzleşiyor. Şanlıurfa’da okul kapılarında yankılanan silah sesleri, Kahramanmaraş’ta yaşanan dehşet… Bunlar artık “münferit olaylar” değil; derinleşen bir toplumsal kırılmanın işaretleri.

Kahramanmaraş’ta yaşanan olay, sıradan bir şiddet vakası olarak görülemez. Bir çocuğun, evde bulunan silahlara bu denli kolay erişebilmesi; sadece bir aile ihmali değil, daha büyük bir sistem sorunudur. Silahın bulunduğu her ortam, eğer denetim yoksa, potansiyel bir tehdittir. Hele ki o ortamda büyüyen bir çocuk varsa…

Bir çocuğun öfkesini kelimelerle değil, silahla ifade ettiği bir noktaya gelmişsek, burada sadece bireyi değil, o bireyi yetiştiren düzeni sorgulamak zorundayız.

Bu tabloyu anlamak için biraz daha derine inmek gerekiyor.

Bugünün gençleri, sadece kendi hayatlarını yaşamıyor; aynı zamanda büyüklerin kurduğu düzeni gözlemliyor. Ve o düzende çoğu zaman şunu görüyor: Güçlü olanın hesap vermediği, hataların örtülebildiği, adaletin gecikebildiği bir yapı.

Peki gençler neden şiddete yöneliyor?

Çünkü çoğu zaman kendilerini ifade edemiyorlar. Çünkü dinlenmiyorlar. Çünkü anlaşılmadıklarını düşünüyorlar. Aile içinde iletişim zayıfsa, okulda rehberlik yetersizse, sosyal medyada şiddet normalleşmişse; bir çocuk için öfke, en kolay ifade aracına dönüşür.

Bu bir anda ortaya çıkan bir durum değil. Bu, uzun süre biriken bir sessizliğin patlamasıdır.

Bugün sosyal medya, gençler için sadece bir iletişim aracı değil; aynı zamanda bir kimlik alanı. Ve bu alanda şiddet, çoğu zaman “güç” olarak sunuluyor. Bu da özellikle ergenlik çağındaki bireyler üzerinde ciddi bir etki yaratıyor.

Bu yüzden çözüm de yüzeysel olamaz.

Okullarda sadece güvenlik önlemlerini artırmak yetmez. Psikolojik destek sistemleri güçlendirilmeden, aileler sürece dahil edilmeden, gençlere kendilerini ifade edebilecekleri alanlar açılmadan bu sorun çözülemez. Her öğrenci sadece notlarıyla değil, ruh haliyle de takip edilmelidir.

Öte yandan, evlerde bulunan silahlar konusu artık ciddi bir güvenlik meselesi olarak ele alınmalıdır. Silahın varlığı değil, kontrolsüzlüğü tehlikelidir. Ve bu kontrolsüzlük, bugün okul koridorlarında karşımıza çıkmaktadır.

Tam da bu noktada, yıllardır Türkiye’nin vicdanını yaralayan Gülistan Doku dosyasına daha yakından bakmak gerekiyor. Tunceli’de kaybolan genç üniversite öğrencisinin akıbeti, aradan geçen zamana rağmen hâlâ netleşmiş değil. Ancak bu dosyayı sıradan bir kayıp vakasından ayıran en önemli unsur, süreç boyunca ortaya atılan iddialar ve bu iddiaların işaret ettiği güç ilişkileri oldu.

Kamuoyuna yansıyan bilgilerde, dosyada adı geçen bazı kişilerin ailelerinin bürokratik konumları nedeniyle soruşturmanın seyrinin etkilendiği yönünde ciddi tartışmalar yaşandı. Özellikle dönemin yerel yönetiminde etkili isimler ve yakın çevreleri hakkında dile getirilen “soruşturma yeterince derinleştirilmedi”, “bazı delillerin gerektiği gibi değerlendirilmediği” yönündeki iddialar, uzun süre kamu vicdanında karşılık buldu.

Toplumun geniş kesimlerinde oluşan kanaat şu oldu: Eğer sıradan bir vatandaşın adı geçseydi, süreç aynı şekilde mi ilerlerdi?

İşte bu soru, meselenin özünü oluşturuyor.

Bugün dosyanın yeniden ele alınması, yalnızca bir kayıp vakasının aydınlatılması anlamına gelmiyor; aynı zamanda Türkiye’de “güç sahibi olanlar gerçekten yargılanabilir mi?” sorusuna verilecek cevabı da belirliyor. Bu noktada Akın Gürlek ve yargı makamlarının ortaya koyduğu irade, kamuoyunda dikkatle izleniyor. Zor ve hassas dosyaların yeniden gündeme alınması, yıllardır tartışılan başlıkların üzerine gidilmesi, adaletin sadece kâğıt üzerinde değil, fiilen işletilmesi açısından önemli bir eşik olarak görülüyor.

Eğer bu süreç şeffaf, kararlı ve sonuca odaklı şekilde yürütülürse, sadece bir dosya aydınlanmış olmayacak; aynı zamanda toplumda derinleşen “cezasızlık” algısına da ciddi bir darbe vurulacaktır.

Benzer şekilde Rabia Naz ve Rojin Kabais dosyaları da toplumun vicdanında derin izler bırakmış, yıllardır tartışılan başlıklar arasında yer alıyor. Bu dosyaların her biri, sadece birer olay değil; aynı zamanda Türkiye’de adaletin işleyişine dair birer turnusol kağıdı niteliğinde.

Bu nedenle bu dosyaların üzerine kararlılıkla gidilmesi, yalnızca geçmişte yaşananların aydınlatılması için değil; gelecekte benzer şüphelerin ve adaletsizlik algısının oluşmaması için de kritik önem taşıyor.

Çünkü bir toplumda bazı dosyalar “kapanmıyorsa”, aslında kapanmayan şey o toplumun vicdanıdır.

Bugün Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlarla, yıllardır süren bu dosyalar aslında aynı gerçeği işaret ediyor: adalet ve sorumluluk meselesi.

Eğer toplumda “gücü olan kurtulur” algısı yerleşirse, bu sadece mahkeme salonlarını değil, okul sıralarını da etkiler.

Sonuç açık:

Bugün yaşananlar bir uyarıdır.

Ya bu uyarıyı ciddiye alacağız,

ya da çok daha ağır bedeller ödeyeceğiz.

Çünkü kaybedilen her çocuk, aslında bir ülkenin geleceğinden eksilen bir parçadır.

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Mustafa Korkmaz

Mustafa Korkmaz

Yazarın Diğer Yazıları