Yağmurlu

11°C
Konya

Ateş Çemberi: Türkiye Neden Uyanık Olmalı?

Kayıt Tarihi: 03.03.2026 20:15 - Son Güncelleme: 18.04.2026 06:39
YAZI
A

 Ortadoğu, tarihî bir kırılma noktasından daha geçiyor. Ancak bu seferki sarsıntı, öncekilerden çok daha derin ve yıkıcı. Coğrafyamız; kan, ateş ve enkazla örülü bir denklemin içine hapsolmuş durumda. Fakat bu tabloyu bir "kader" gibi okumak, yapılan en büyük hata olur. Karşımızda, bölgeyi on yıllardır "demokrasi" ve "özgürlük" masallarıyla kana bulayan Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ikilisinin kurguladığı vahşi bir kaos senaryosu var.

​İran’ın en tepesindeki isim olan Ali Hamaney’in ve üst düzey askeri komuta kademesinin ABD-İsrail ortak saldırısında hedef alınması, uluslararası hukukun açıkça infaz edilmesidir. Bu saldırı, sadece bir devlet başkanının ölümü değil; egemen bir devletin varlığına ve bölge halklarının iradesine indirilmiş ağır bir darbedir.

​İsrail ve ABD’nin bu adımı şunu bir kez daha kanıtlamıştır: Batı için "hukuk" ve "meşruiyet", sadece kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece masada olan kavramlardır. Kendi güvenliklerini bölgeyi ateşe vermekte arayan bu zihniyet, Ortadoğu’yu bir huzur adasına değil, ucu bucağı olmayan bir mezarlığa dönüştürmeyi hedeflemektedir. ABD’nin sınırsız desteğini arkasına alan İsrail, yayılmacı ajandasını (Arz-ı Mevud) gerçekleştirmek için bölgedeki tüm aktörleri birer birer etkisiz hale getirmeye çalışmaktadır.


​Tüm bu kirli oyunların, sınırların cetvelle çizildiği bu coğrafyanın tam ortasında Türkiye’nin bugüne kadar tek bir bombanın patlamasına izin vermemiş olması, küresel aktörlerin uykusunu kaçıran bir başarıdır. Bu bir tesadüf değildir; Batı’nın dayatmalarına boyun eğmeyen bağımsız bir dış politikanın, güçlü bir istihbarat refleksinin ve yerli-milli savunma sanayiinin zaferidir.

Savaşın gölgesi sınırlarımızın hemen ötesindeyken, Türkiye’de tek bir bombanın patlamamış olması küçümsenecek bir durum değildir. Bu; tesadüf değil, bilinçli bir devlet refleksidir.

Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde son yıllarda izlenen savunma ve dış politika hamleleri Türkiye’yi edilgen bir ülke olmaktan çıkardı. Yerli savunma sanayi yatırımları, sınır ötesi operasyon kabiliyeti, istihbarat kapasitesinin artışı ve diplomatik temas ağının genişliği Türkiye’ye ciddi bir caydırıcılık kazandırdı.

Türkiye artık masada da sahada da hesaba katılmadan adım atılamayan bir ülkedir.

​Türkiye, artık sadece izleyen değil; masayı kuran ve gerekirse o masayı dağıtan bir iradeyi temsil ediyor. Ancak rehavet en büyük düşmanımızdır. Unutulmamalıdır ki; İran gibi köklü bir aktörün lider kadrosunun tasfiye edilmesi, sıradan bir nokta operasyonu değil, bölgesel dengeleri Türkiye’nin aleyhine bükmeye çalışan devasa bir stratejik kırılmadır.

​Çünkü Türkiye;

İsrail’in bölgedeki hukuksuz genişlemesine ve devlet terörüne dur diyen tek gür sestir.

ABD’nin enerji koridorları üzerindeki mutlak hakimiyetine alternatif bir güç merkezidir.

Yerli teknolojisiyle, dışa bağımlılığı kırarak "uydu devlet" modelini yerle bir etmiştir.

​Ortadoğu’da barış, ne İsrail’in saldırganlığıyla ne de ABD’nin silah ticaretine hizmet eden hamleleriyle gelecektir. Barış; Türkiye gibi güçlü, caydırıcı ve dik duran ülkelerin sahada kuracağı dengeyle mümkündür.

​Türkiye’nin uyumaya vakti yoktur. Teyakkuz hali sadece sınır hatlarında değil; ekonomide, diplomaside ve siber sahada en üst düzeyde tutulmalıdır. Bölge dinamikleri el değiştirirken, rehavete kapılmak en büyük stratejik körlüktür. Bu coğrafyada ayakta kalmanın bedeli sürekli uyanık olmaktır. Unutulmasın ki; barış, sadece güçlü olanın ve oyun kurucuların masasında korunabilir.

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Mustafa Korkmaz

Mustafa Korkmaz

Yazarın Diğer Yazıları