Ramazan’ın Huzuru, Tribünün Coşkusu ve Yönetim Krizi
Konya son günlerde iki zıt duyguyu aynı anda yaşıyor.
Bir yanda Ramazan ayının şehre sinen huzuru… İftar sofralarında kurulan kardeşlik, teravih sonrası dolan meydanlar, sabrın ve paylaşmanın güç verdiği bir atmosfer…
Diğer yanda ise futbolun hem sevindiren hem de düşündüren gündemi…
Haftalardır galibiyet hasreti çeken Konyaspor'umuz güçlü rakibi Galatasaray karşısında aldığı galibiyetle adeta küllerinden doğdu. Bu sonuç yalnızca üç puan değildi. Bu, özgüvenin geri dönüşüydü. Tribünlerin “Biz buradayız” haykırışıydı.
Sehrimiz uzun süredir böyle bir sevinci bekliyordu. Futbolcular mücadele etti, teknik ekip direnç gösterdi, taraftar takımını yalnız bırakmadı. Ve sonunda beklenen galibiyet geldi.
Ancak bu moral yükselişinin öncesinde gelen bir haber, hepimizi düşündürdü.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “Futbolda şike ve bahis soruşturması” kapsamında düzenlenen operasyonda, Konyaspor’da daha önce yöneticilik yapmış 5 kişi ile halen yöneticilik görevini sürdüren 1 kişi olmak üzere toplam 6 kişi gözaltına alındı.
Bu gelişme sadece bir adli süreç değildir. Bu, doğrudan kulübün itibarıyla ilgili bir meseledir.
Elbette hukuk süreci tamamlanmadan kimse hakkında kesin hüküm verilemez. Masumiyet karinesi esastır. Ancak mesele sadece hukuki değil, aynı zamanda yönetsel bir sorumluluk meselesidir.
Şimdi Konya kamuoyu şu soruyu sormakta haklı değil mi?
Bu şehirde başka insan mı yoktu da bu isimler yönetime alındı?
Konya; sanayicisiyle, akademisyeniyle, spor adamıyla, iş dünyasıyla, sivil toplumuyla güçlü bir şehir. Böylesine köklü bir camianın yönetim kadroları belirlenirken liyakat, geçmiş sicil, şeffaflık ve kamuoyundaki algı hiç mi değerlendirilmedi?
Yönetim sadece bütçe yönetmek değildir.
Yönetim, kulübün itibarını taşımaktır.
Yönetim, gençlere örnek olmaktır.
Konyaspor sıradan bir kulüp değil. Bu şehir için bir değer, bir marka, bir ortak paydadır.
Bir spor kulübü, özellikle de Süper Lig seviyesinde mücadele eden bir kulüp, yönetsel anlamda en küçük şaibeye dahi mahal bırakmamalıdır. Çünkü sporun özü güvene dayanır. Taraftar, takımına inanmak ister. Sponsor, kulübe güvenmek ister. Şehir, temsil edildiğini bilmek ister.
Bu yaşananlar sadece bireysel bir soruşturma olarak görülmemeli. Bu aynı zamanda bir kurumsal refleks sınavıdır.
Yönetimler kendilerine şu soruyu sormalıdır:
Biz bu kulübü sadece sportif başarı için mi yönetiyoruz, yoksa kurumsal itibarı da koruyor muyuz?
Ramazan ayı, muhasebe ayıdır.
İnsan kendi nefsine döner, hatasını sorgular, arınmaya niyet eder.
Belki de bu süreç Konyaspor için de bir muhasebe vesilesi olmalıdır.
Sahada gelen galibiyet bir başlangıç olabilir.
Ancak saha dışında da bir temizlik, bir şeffaflık, bir yeniden yapılanma iradesi ortaya konulmazsa bu sevinç kalıcı olmaz.
Konya sabırlı bir şehirdir. Ama aynı zamanda bilinçli bir şehirdir.
Taraftar artık sadece skor tabelasına bakmıyor; yönetim kalitesine de bakıyor.
Son Söz
Konyaspor Galatasaray galibiyetiyle uzun süren hasrete son verdi. Bu bir umut ışığıydı.
Ancak gözaltı haberleri, kulübün üzerine düşen sorumluluğu daha da büyüttü.
Bu şehir şunu istiyor:
Temiz futbol.
Şeffaf yönetim.
Güven veren kadrolar.
Ve evet, sormaya devam edecek:
Konya gibi bir şehirde gerçekten başka isim mi yoktu?
Konyaspor sahada dirildi.
Şimdi sıra, kurumsal anlamda güveni yeniden inşa etmekte.
Kalın sağlıcakla...


