Açık

23°C
Konya

Meydanlarda doğan zafer!

Kayıt Tarihi: 15.07.2026 01:19 - Son Güncelleme: 15.07.2026 23:22
YAZI
A

Bazı geceler vardır; yalnızca yaşanmaz, bir milletin hafızasına kazınır. 15 Temmuz 2016 da işte böyle bir geceydi. Aradan 10 yıl geçti ama o karanlık gecenin izleri hâlâ yüreklerde.

Yıllarca devletin en kritik kurumlarına sinsice sızan, kendilerini "hizmet" adı altında gizleyen FETÖ mensupları, aslında bu milletin ekmeğini yiyip suyunu içen hainlerden başka bir şey değildi. Türk Silahlı Kuvvetleri'nden emniyete, yargıdan bürokrasiye kadar devletin kılcal damarlarına kadar sızan bu yapı, gerçek yüzünü 15 Temmuz gecesi tüm çıplaklığıyla gösterdi.

O gece hedef yalnızca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan değildi. Hedef, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, milletin iradesi, bayrağı ve geleceğiydi. Kendi vatandaşına silah doğrultan, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni bombalayacak kadar gözü dönmüş, polisimize, askerimize ve masum sivillere kurşun sıkacak kadar insanlıktan çıkmış bir ihanet şebekesiyle karşı karşıyaydık.

FETÖ, yıllarca insanların dini duygularını istismar ederek büyüdü. Çocuklarımızın geleceğini emanet ettiğimiz okullardan devletin en mahrem kurumlarına kadar her yere örgütlü şekilde yerleşti. Sadakatini devlete değil örgüte veren bu yapı, günü geldiğinde milletin silahını yine millete çevirmekten çekinmedi. Tarih, böylesine büyük bir ihaneti asla unutmayacaktır.

İşte tam da o noktada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı "Milletimizi meydanlara davet ediyorum." çağrısı tarihin akışını değiştirdi. O çağrı, milyonlarca insanın yüreğinde karşılık buldu. İnsanlar siyasi görüşünü, yaşam tarzını, kökenini bir kenara bıraktı; tek yürek, tek bilek oldu. Çünkü mesele artık siyaset değil, vatanın bekasıydı.

Kimi evinden terliğiyle çıktı, kimi çocuklarını öpüp helallik alarak meydanlara koştu. Kimisi tankların önüne dikildi, kimisi kurşunların üzerine yürüdü. Ellerinde sadece ay yıldızlı bayrak vardı. Karşılarında ise tanklar, savaş uçakları ve ağır silahlar...

Ve sonunda kazanan yine millet oldu.

O gece 251 vatandaşımız şehit düştü, 2 bin 700'ü aşkın insanımız gazi oldu. Her biri bu vatanın bağımsızlığı için canını ortaya koydu. Şehitlerimiz, bu toprakların ebediyen hür kalması için canlarını feda etti. Gazilerimiz ise bedenlerinde taşıdıkları izlerle o gecenin yaşayan kahramanları olarak tarih sayfalarındaki yerini aldı.

15 Temmuz denildiğinde akıllara sadece tankların önüne yatan insanlar gelmiyor. Aynı zamanda Ömer Halisdemir'in vatan uğruna gözünü kırpmadan verdiği mücadele, ismi bilinmeyen yüzlerce kahramanın cesareti ve milyonların tuttuğu demokrasi nöbetleri geliyor. O nöbetler, yalnızca meydanlarda değil; milletin vicdanında tutuldu.

15 Temmuz'dan sonra kurulan demokrasi nöbetleri, milletin iradesine sahip çıkma kararlılığının en güçlü sembollerinden biri oldu. Meydanlar günlerce boş kalmadı. Bayraklar hiç inmedi. Ezanlar susmadı. Türkiye, tüm dünyaya "Bu ülkenin sahibi millettir." mesajını en güçlü şekilde verdi.

Aradan 10 yıl geçti. Ancak ihanet unutulmadı, unutturulmayacak. Çünkü bu millet, kendisine doğrultulan silahı da, o silahı doğrultan hainleri de asla unutmaz. Aynı şekilde, canını ortaya koyarak vatanını savunan kahramanlarını da daima başının üzerinde taşır.

15 Temmuz, bir darbe girişiminin bastırıldığı gün olmanın çok ötesindedir. O gün, ihanetin karşısında milletin iradesinin galip geldiği gündür. Bir tarafta vatanını satan hainler vardı, diğer tarafta ise vatanı için canını feda etmekten çekinmeyen milyonlar...

Ve tarih bir kez daha yazdı:

Millet kazandı. Hainler kaybetti.

Aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Rabbim bu millete bir daha 15 Temmuz gibi acılar yaşatmasın.


**

Kırmızılı Abla... Bu Şehir Seni Unutmayacak



Bazı insanlar vardır; makamlarıyla değil, gönüllerde bıraktıkları izlerle hatırlanırlar. Konya'nın "Kırmızılı Ablası" olarak tanınan Sultan Özcan da işte o isimlerden biriydi.

Kentin sokaklarında yıllarca kırmızı kıyafetleriyle dolaşan, güler yüzüyle insanlara selam veren, Konya'nın adeta simgelerinden biri hâline gelen Sultan Özcan, hayata veda etti.

Her şehrin simge isimleri vardır. Onlar sadece bir insan değildir; o şehrin ruhunu, sıcaklığını ve samimiyetini temsil ederler. Sultan Özcan da Konya'nın simgelerinden biri olarak, onu gören hemen herkesin yüzünde bir tebessüm bırakmayı başarmış özel bir insandı.


Konya, sadece bir insanını değil; sokaklarına renk katan, insanların gönlünde yer edinen ve şehrin simgelerinden biri hâline gelen değerli bir ismini kaybetti.


Merhumeye Allah'tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve tüm Konyalılara sabır ve başsağlığı diliyorum. Mekânı cennet olsun.

Bu vesileyle Konya'nın yöneticilerine de bir çağrıda bulunmak istiyorum.

Bir şehri sadece yolları, meydanları ve binaları değil; ona iz bırakan insanları da değerli kılar. Sultan Özcan'ın hatırasını yaşatmak adına, Konya'da bir park, cadde, sokak ya da sosyal yaşam alanına "Sultan Özcan (Kırmızılı Abla)" isminin verilmesi çok anlamlı bir vefa örneği olacaktır.

Vefa, sadece güzel söz söylemek değildir. Vefa; şehrin simge isimlerini unutmamak, onları gelecek nesillere de tanıtmaktır.

Hoşça kal Kırmızılı Abla...

Konya seni unutmayacak.

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Mustafa Korkmaz

Mustafa Korkmaz

Yazarın Diğer Yazıları