Bayramlığı Kefen Olan Çocuklar
Bir bayramı daha geride bıraktık.Bayram sabahı, normalde umut demektir. Yeni başlangıçlar, tertemiz giysiler, çocuk kahkahaları ve anne duaları demektir. Kapı eşiğinde bekleyen minik ayaklar, “Bayramınız mübarek olsun” diyerek uzanan eller, ceplere dolan şekerler ve kalplere dolan sevinçtir. Ama bu bayramda Gazze’de, Filistin’in dört bir yanında, o minik ayaklar kan içinde. Bayramlıklar kefen oldu,gülüşler sustu, hayat yerini toprağa bıraktı.
Bu bir savaş değil. Savaş karşılıklı olur.Bu, insanlığın diri diri gömüldüğü bir vahşet. Bu, yüzyılın en büyük utancı. Göz göre göre, tüm dünyanın gözleri önünde bir halk katlediliyor. Her patlayan bombada sadece binalar yıkılmıyor, çocukların hayalleri de paramparça ediliyor. Sadece bedenler toprağa gömülmüyor, vicdanlar da karanlığa gömülüyor.
Peki Filistinli çocuklar neyin bedelini ödüyor? Doğdukları coğrafyanın mı? Ezanla büyümelerinin mi? Babalarının alnındaki secde izinin mi? Bir çocuğun suçunun ne olabileceğini söyleyin… Hangi mahkeme, hangi hukuk, hangi adalet sistemi bir çocuğun ölümünü haklı çıkarabilir?Bir annenin, minik yavrusunun cansız bedenine sarılıp “Kalk, bayram namazına geç kalacağız” diye fısıldaması… Bu acıyı hangi dil,hangi vicdan anlatabilir? Bir baba, elleriyle oğlunun mezarını kazarken gözyaşlarını yutuyorsa, hangi toprak bu yükü kaldırabilir?
Bayram sabahı bir annenin feryadı yırtıyor sessizliği:“Daha dün bayramlıklarını denemişti… Şimdi kefen biçiyorum oğluma…” Bu cümle yürek değil, insanlığın ta kendisini paramparça etmeli.
Ama etmiyor.
Çünkü biz alıştık.
Alıştık ölümlere.
Alıştık bombalara.
Alıştık çocuk tabutlarına, kanla çizilmiş haritalara.
Ve en çok da susmaya...
Kudüs'te, Gazze’de, Şam’da, Doğu Türkistan’da, Yemen’de…Gözümüzün önünde bir millet yok ediliyor. Hem de ses çıkarmasınlar diye, sessizlikle…Ama en çok da çocuklar ölüyor. Çünkü en savunmasız olan onlar.Çünkü en çok hayal kuranlar onlar.Ve savaş, en çok hayalleri hedef alıyor.
Dünya susuyor. Sessizliğini parayla, çıkarla, diplomasiyle örtmeye çalışıyor. Birkaç kınama cümlesi, birkaç nutuk… Sonra tekrar sessizlik. Ve biz sınıfta kaldık. Üstelik defalarca. Çünkü gökyüzünden ölüm yağarken, biz hayatı sessize aldık.
Bayram, bir çocuğun yaşayabildiği yerdeymiş...
Kalem yazmazsa vicdanda susarmış. Şimdi konuşma zamanı.
Şimdi…Sadece dilimizle değil, yüreğimizle yakarma zamanı.
Çünkü o topraklarda çocuklar susarken, bizim neşemiz de yarımdır.Çünkü bir çocuk kefene sarılırken, hiçbir bayram tam değildir.
Allah’ım…
Sen ki yetimin başını okşayanı cennetle müjdeledin…Sen ki mazlumun duasına arşını titreten güçsün…Annelerin titreyen ellerine merhamet indir, babaların sustuğu yerden adalet yükselt, sessiz kalan dilleri konuştur,
Körleşen gözlere yeniden görmeyi nasip et.
Bizi önce kendi içimizdeki ölü vicdanlardan kurtar. Sonra tüm zulmü, tüm işgalleri, tüm gözyaşlarını bitir.
Bu yazıyı okuyana sesleniyorum…
Unutma!
Bayramlık giyecekti o çocuk.Senin çocuğun gibi…Senin kardeşin gibi…Ama kefene sarıldı.
Ve unutma…
Bayram, sadece senin gülüşünde değil;
Bir çocuğun gözyaşını silebildiğin kadar gerçektir.
Savaşların olmadığı,çocukların ölmediği bir dünyada nefes almak duasıyla..

