EMNİYETİN YANINDA EMNİYETSİZ KALMAK
Bir sabah, işyerinizdeki park alanında aracınızı park etmişsiniz. Her şey sıradan, her şey olması gerektiği gibi. Ta ki, makam sahibi birilerinin o koltuğun hakkını vermek yerine, makamını kendi çıkarları için kullandığını hissedene kadar.
Güven, tek başına bir çok duyguyu kapsayabilen olmazsa olmaz bir duygu. Ve güven duygusunun gerçekleşmesi için bir birey olması gerekmiyor karşımızda. İnsan Devletine,belediyesine, işverenine,alışveriş yaptığı marketine kısaca mecbur kaldığı ve etkileşimde bulunduğu her şeye güvenmek istiyor. Bu hafta güven duygumu derinden sarsan bir olayla karşılaştım. Bir fotoğraf karesiyle başladı her şey...
İşyerimin park alanında aracım park halindeyken,Kadınhanı İlçe Emniyet müdürüne ait olduğunu sonradan öğrendiğim sivil bir araçta benim aracımın çarprazında park halindeymiş ve kendisi bulunduğu yerden çıkamamış. Normal şartlarda yapılması gereken bellidir: Aracı engelleyen araç sahibine haber verilir, ve aracın çekilmesi sağlanır. Ancak bu kez, adaletin terazisi sanki bir kişiye hizmet ediyordu. Sayın Emniyet Müdürü sanırım tüm Emniyet birimlerinin şahsi hizmetinde olduğu düşüncesi ile -görevi başında ve kendi görev bölgesinde bile değilken- önce bir resim çekip ardından toplantıya yetişeceği gerekçesi ile tüm emniyeti neredeyse ayağa kaldırarak önce polis ekiplerini getirtti ardından plakaya yazılmış trafik cezası. Aracımı çekerken diğer işyeri sahiplerinden Müdür beyi sakinleştirmeye çalışanlar olsa da kendisi asla sakinleşmek ve inanılmaz gergin ve tahrik edici bir tavırla aracını çıkardı. Üstelik, bu aciliyetin üzerinden yarım saat geçmeden toplantıya yetişecek(!) olan sayın Emniyet Müdürü “toplantıdan” dönerek ailesiyle tekrar çıktı.
Hepimiz biliriz, kolluk kuvvetleri bizim en zor anlarımızda başvuracağımız ilk limandır. Gecenin bir yarısı karanlık bir sokakta yürürken güven hissi; sevdiklerimiz için endişelendiğimizde arayabileceğimiz bir numara… Zamansız ve mekansız bir güven duygusu.
Peki ya o limanın güveni zedelenirse?
Ya o güveni temsil eden kişi, makamını kendi konforu için kullandığında...
Bu olay sadece bir aracın yerinden kaldırılmasıyla ilgili değil elbette, bizi güvende hissettirmesi gereken bir kurumun, bir birey eliyle bizim nezdimizde nasıl sorgulanabilir hale geldiğinin göstergesi. Haksızlığa uğramış olmanın üzüntüsüde bir yana.Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, günlük yaşamın en küçük detaylarında kendini göstermelidir. Güven duygusu, toplumsal bir bağdır ve bu bağın zayıflaması, hepimizi etkiler. Kamu görevlileri, görevlerini layıkıyla yerine getirmelidir; aksi takdirde, güvenlik sadece bir kelime olarak kalır.
Ve şimdi sormadan edemiyoruz: Bize haksızlık yapıldığında, bizi kim koruyacak? Adalet terazisi bir gün taraflı tartarsa, o gün sesimizi kim duyacak? Bu sorular sadece bizim hikayemizle değil, hepimizin ortak değerleriyle ilgilidir. Bu tür olaylar, toplumda derin yaralar açar. Herkesin, özellikle de kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken etik değerlere bağlı kalması hayati öneme sahiptir. Güvenlik, sadece bir hak değil; insan onurunun temel bir gerekliliğidir.
Adaletin her daim güçlüye değil, haklıya hizmet ettiği bir dünyada yaşamak duasıyla...

