Çok Bulutlu

11°C
Konya

Şeb-i Arûs: Gidiş Değil, Vuslat

Kayıt Tarihi: 15.12.2025 19:06 - Son Güncelleme: 24.04.2026 14:20
YAZI
A

Her yıl Aralık ayı geldiğinde Konya’nın geceleri başka bir sessizliğe bürünür. Soğuk aynıdır belki ama hissi değişir. Şehir, bir ölüm yıl dönümünü değil, bir kavuşmayı karşılamaya hazırlanır. Çünkü Şeb-i Arûs, Mevlânâ Hz.'nin ifadesiyle bir ayrılık değil; vuslattır.

Biz genelde ölümü bir son olarak öğrenmişizdir. Bitmek, tükenmek, kaybolmak gibi… Oysa Mevlânâ Hz., ölümü bir düğün gecesi olarak anlatır. Sevenin sevdiğine kavuştuğu an gibi. Bu yüzden Şeb-i Arûs, karanlık bir yas değil; içi aydınlık bir teslimiyettir. Gidenin değil, kalanların sınavıdır biraz da.

Semâ dönen dervişleri izlerken herkes aynı hareketi görür ama aynı anlamı görmez. Sağ el göğe dönüktür; alınanı temsil eder. Sol el yere bakar; verilenleri. Derviş, “aldığını kendine saklama, aktarmakla yükümlüsün” der adeta. Şeb-i Arûs da tam olarak bunu hatırlatır insana: Sahip olduklarını değil, paylaştıklarını yanında götüreceksin.Bugün Şeb-i Arûs kalabalıklarla, programlarla, davetiyelerle anılıyor. Oysa asıl mesele sahnede değil, içimizde. Mevlânâ’yı anlamak; onu alkışlamak değil, onunla yüzleşmek. Sabırla, aşkla, tevazuyla… En çok da kendinle. Şeb-i Arûs gecesi insana şunu fısıldar: “Bu dünyada neye bu kadar tutundun?” Kırgınlıklara mı, hırslara mı, hesaplara mı? Yoksa gönlünü hafifletip yoluna devam edebildin mi? Çünkü vuslat, yükle olmuyor. Belki de bu yüzden Mevlânâ Hz. hâlâ bu kadar canlı. Çünkü söyledikleri bir çağa değil, insanın özüne hitap ediyor. Dün de bugündü, bugün de yarın. Aşk hâlâ aynı sınav, sabır hâlâ aynı ihtiyaç, teslimiyet hâlâ aynı cesaret. Şeb-i Arûs bize ölümü değil, yaşamayı öğretir aslında. Daha az incitmeyi, daha çok anlamayı… Susmanın bazen konuşmaktan daha derin olduğunu… Bu şehir her yıl yeniden hatırlatır: Gitmek bazen kaybolmak değildir. Bazen en büyük kavuşma, geride kalanların kalbine düşen ışıktır.


Hatır Değil Tavır

  Tam da Şeb-i Arûsdan,paylaşmaktan yüklerden bahsetmişken bazen insanın sol yanı titriyor. En güzeli yükleri bırakmak. İnsan bazı gerçekleri uzun uzun düşünerek değil, bir anda öğreniyor. Bir hastane kapısından girdiğinde, saatler geçmediğinde, en basit rutinin bozulduğunda… İşte tam orada kelimeler geri çekiliyor, ortaya bir terazi kuruluyor; Bir kefede samimiyet, diğerinde formalitenin soğukluğu.  

 Son dönem yaşadıklarımız bir kırılma değil, bir aydınlanma oldu. Kimseye borç yazmadım. Ama artık yeni bir sayfa değil komple defteri güncelledim. Zor günler geçer. Acı diner, hayat devam eder. Ama öğrenilenler kalır. İnsan kime yaslanacağını, kime mesafeyi koruyacağını öğrenir. Eskiden söylenen bir söz vardır: “İtin hatrı yoksa sahibinin hatrı var.” diye

Ama yaşadıklarımız gösterdi ki artık bu söz de eski yerinde durmuyor. Çünkü bugün mesele hatır değil, tavır meselesi. 

O yüzden bundan sonra İt olduğu yerde kalsın, hatrı da sahibinde. Biz artık hatrı sözde değil, yükte olanlarla yol yürüyoruz. Terazide samimiyet ağır gelmeyen hiçbir şeyin de karşılığı kalmıyor.


Ve bir teşekkür,

Bu süreçte formaliteyi bırakıp samimiyeti seçenlere… Kan bağıyla değil, can bağıyla yanımızda duranlara… Zamanını, uykusunu, duasını esirgemeden yük alanlara… Sessizce ama sahiden destek olanlara… Terazinin hangi kefesine ne koyduğunu unutmadan; yürekte yer eden herkese yürekten teşekkür ve minnetle...

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Ayşe Ayhan Eraslan

Ayşe Ayhan Eraslan

Yazarın Diğer Yazıları