Hoş Geldin 40 Yaş
Bazı yaşlar vardır, sessiz sedasız gelir geçer… Kimisi “yaş” olduğunu bile fark etmez. Ama 40 başka. O, kapıyı çalmadan önce içeri girdiğini hissettirir. Saçına düşen beyazlarda, gece uyuyamadığın dertlerde, sabah sessizce içtiğin kahvede kendini belli eder. Ve sonunda gelir, usulca oturur yanına: “Ben geldim” der.
Artık çok iyi biliyorum: Her kırıldığımda biraz daha olgunlaştım. Her kaybım, bana sabrı biraz daha öğretti. Bazı insanlar geldi, bazıları gitti. Ama ben... ben hep içimde kaldım. Fırtınalarda savrulurken bile, kendime tutunmayı öğrendim. Yoruldum, kırıldım… ama hiç vazgeçmedim. Bazı şeyleri zamanla değil, yaşla öğreniyormuş insan. Ve yaşla birlikte bazı fark edişler de geliyormuş.
Artık kalabalıkların içinde yalnız kalmaktan korkmuyorum mesela. Gerçek dostluğun sayıyla değil, derinlikle ölçüldüğünü anladım. Sığınılacak limanların çokluğunun değil, sağlamlığının önemli olduğunu...
Dertlerimi bir yük değil, beni ben yapan izler olarak görüyorum artık. Mevlânâ’nın dediği gibi:“Her yara insana ‘Ben buradayım’ der.”Ve ben de artık, o yaraların nereden geldiğini değil, beni nereye götürdüğünü sorguluyorum.
Her yorgunlukta kendime kapanmıyor, her hayal kırıklığında kabuğuma çekilmiyorum. İçimdeki çocuğa sarılmayı, kendime şefkat göstermeyi öğrendim. Eskiden her şeyi aynı anda yapmaya çalışırdım. Şimdi ise bir şeyin hakkını vererek yaşamayı seviyorum.Anladım ki: Hayat büyümek değilmiş, durulmakmış. Cahit Zarifoğlu’nun dediği gibi:
“Hayat bir şey değil, yaşamak her şey.”
Ve ben artık, yaş almanın değil; yaşamanın, durmanın, anlamanın kıymetini biliyorum. Hayat artık bana bağırarak değil, fısıldayarak konuşuyor. Ve ben, içimdeki sesi hiç olmadığım kadar net duyuyorum. 40 yaş, bir duruşmuş meğer. Ne çocukça kırılgan, ne gençliğin savrukluğu… Kendimle baş başa, kendimle tamam bir yaş. Ve en çok da affetmeyi, kabullenmeyi, beklememeyi öğrendim. Geçmişin nedenlerini değil, bugünün "iyi ki"lerini çoğaltmaya başladım. Her kırılmışlığımın, her yaramın beni ben yaptığını kabul ettim.
40 yaş... Gençliğin son basamağı değil, olgunluğun ilk kapısı. Ne demişti şair;"40 yaş yaşlılığın gençliği.. Artık geçmişin keşkelerine, geleceğin bilinmezliğine takılı kalmıyorum. Şimdi tam zamanı; “şimdi”de yaşamanın…
Ve şimdi hoş geldin 40 yaşım...
Kalbime, aklıma, ruhuma hoş geldin.Yeni telaşlarla,yeni umutlarla hosgeldin
Beni ben yapan her şeyimle;
Eksiklerimle, fazlalarımla geldim sana.
Ve dilerim ki...
Her yaşın bir armağan olduğunu hiç unutmadan,Kendime merhametle bakmayı,Hayata umutla tutunmayı,
Sevdiklerimle çoğalmayı sürdüreyim,kendim olarak kalayım…
Çünkü kırk yaş, kendim olmanın tam vakti.


