Puan Değil Güven Bırakalım
Bir yıl boyunca süren sınav maratonu…
Uykusuz geceler, eksik bırakılan, ertelenen hayaller…Sadece 14-15 yaşında olan çocuklarımız, omuzlarında yetişkinlerin bile zor taşıyacağı bir yükle yürüdü bu yolu. Çünkü çocukluklarını, hayallerini rakamlara sıkıştırdım.
Hayalleri renkli kalemlerle resim defterine sığmayan o çocuk, şimdi önüne konan listeden “geleceğini” seçmeye çalışıyor. Sabahın köründe uyanıp deneme sınavlarına giden, tatillerini dershane sıralarında geçiren bu çocuklar; başarı kelimesinin yanına hep puan, sıralama ve yüzdelik dilim eklenmiş bir sistemin içinde büyüdü.Oysa başarı, bazen pes etmemekte, bazen de kendini yeniden ayağa kaldırabilmekte gizli. Ama biz bunu onlara unutturmaya meyilliyiz.
Sınav bittiğinde nefes alabildiler mi?
Tabi ki hayır…
Bu defa da tercih sürecinin girdabına düştüler.Sanki bir yıl boyunca yaşadıkları yetmezmiş gibi, şimdi de “yanlış tercih yapma” korkusu, “puanım yetecek mi?” kaygısı, “ya istediğim olmazsa?” endişesiyle boğuşuyorlar. Öyle kolay bir süreç de değil 1. tercih 2.tercih derken aynı stresi defalarca yasıyorsun. Hiçbirinde olmadı kaderin bir tuşla sistemin seni atadığı bir duruma bağlı.
Biz yetişkinler bile bir tercihin hayatımızı ne kadar etkileyebileceğini biliyorken, onlardan bu yaşta bu kadar ağır bir karar vermelerini istemek…
Ne garip değil mi?
Hele ki 2025 sınavı üzerinde bu kadar şaibe konuşulurken…Sınavın güvenilirliği tartışılırken, çocuklarımızın geleceğini belirleyecek puanların gölgesinde durması ne kadar adil?
Onlar, bu belirsizliğin ve söylentilerin arasında hangi umuda tutunacak?
Eğitim, umut inşa etmesi gereken bir alan.Ama biz, umut yerine kaygı inşa ediyoruz.Bugün bu gençlerin gözlerindeki pırıltıyı söndüren her cümle, her haksızlık, yarın ülkemizin geleceğinden çalınan bir ışık olacak.
Çocuklarımızın gözlerinden bakmayı deneyelim. Onların yorgunluğunu, tedirginliğini hissedelim. Çünkü bu süreçte kaybettikleri sadece zaman ya da puan değil… En çok da çocukluklarını kaybediyorlar.
Onlar hayaller kurmak isterken, biz onlara “garanti tercihler” dayatıyoruz. Onlar gönüllerince koşmak isterken, biz onlara “risk alma” diyoruz.
Belki de unuttuğumuz şey şu: Hayat, sadece güvenli limanlara demirlemek değil; bazen rüzgârın götürdüğü yere cesaretle açılabilmektir.
Bir ülkenin geleceğini, henüz hayatın başında olan gençlerin yorgun omuzlarına yüklemeyelim artık.
Çünkü çocukların yükü oyun olmalı, gelecek korkusu değil.
Ve unutmayalım… Onlara bırakmamız gereken en büyük miras, puan değil; güven.Dilerim ülkemizdeki sınav sistemi tabandan başlayıp üniversite mezuniyetine kadar sağlıklı düzenlemelerle gelecek nesillere umut olur.
Çünkü güvenle büyüyen bir çocuk, geleceğe korkuyla değil, umutla yürür.

