Çok Bulutlu

14°C
Konya

Normalleşen Acılar, Sessizleşen Vicdanlar

Kayıt Tarihi: 05.01.2026 19:27 - Son Güncelleme: 06.05.2026 05:57
YAZI
A

Bir şeye üzülmeye niyetleniyoruz, arkası peşisıra geliyor.Bir haber bitmeden diğeri düşüyor ekrana.Bir acı soğumadan yenisi yakıyor içimizi.


Artık üzülmüyoruz gibi ama aslında; üzülmeye vakit bulamıyoruz. Son dönemlerde okuduklarımızı bir düşünün. Henüz konuşmayı bile öğrenememiş hayatlar… Daha dünyayı tanımadan haber başlıklarına sığdırılan bebekler,kadınlar,çocuklar,hayvanlar satır aralarına sıkışıyor. Birkaç kelime, birkaç saniye… Sonra ekranı aşağı kaydırıyoruz. Çünkü başka bir haber başka bir acı.Çünkü acının sırası değişiyor ama hiç bitmiyor.


Eskiden insan böyle acı olaylara denk gelince dururdu.Şimdi duramıyoruz.Bir haber, başka bir haberin gölgesinde kalıyor. Her biri ayrı bir felaket ama hiçbiri uzun uzun tutulamıyor. Acının kendisi değil belki ama ağırlığı azalıyor. Bu vicdansızlık değil; bu tükenmişlik. Kalp her şeye aynı yoğunlukta dayanamaz. Bir yerden sonra kendini korumaya alıyor.Ama insan kendini korurken, bazı değerleri de yitiriyor.


  Bir zamanlar kutsal bildiklerimiz vardı.

Anne olmak mesela…Bizler "Cennet annelerin ayakları altındadır” inancıyla büyüdük. Anne, merhametin adıydı, sığınaktı,koruyandı. Şimdi ise bazı haberleri okurken insan durup kendine şu soruyu sormadan edemiyor: Biz bu merhameti nerede kaybettik?Artık insanın insana zarar vermesine değil, anne babaların çocuklarına kıyabildiği gerçeğine bile şaşırmamaya başlıyoruz. Sadece bu hafta 0-2 yaş kaç bebek anne eliyle ya da ihmaliyle hayatını kaybetti bilmiyorum. Bu cümleyi kurmak ağır. Ama daha ağır olan, bunun yavaş yavaş olağanlaşması. Olmaması gereken şeyler, hayatın içine sessizce sızıyor. 


Bu sessizliğin bir sebebi daha var:

Adalet duygusunun aşınması.Onlarca dosyası olan, defalarca aynı sayfalarda adı geçen insanlar sokaklarda rahatça gezerken; toplum “nasıl olsa bir şey olmayacak” duygusuna teslim oluyor. Cezasızlık, sadece suçu çoğaltmıyor; adalete olan inancı da eritiyor. İnsan, hakkın yerini bulacağına inanmadığında, acıya bile sahip çıkamıyor. Sanki artık adalet terazisi mahkeme salonlarında değil, sosyal medyada kuruluyor. Bir paylaşım, bir etiket, bir video… Vicdan, ekranlara sıkışıyor. Hukukun yapamadığını, kalabalıkların sesi yapmaya çalışıyor. Bu da başka bir yaraya dönüşüyor. Bağırarak aranmayacak adalet bulunamayınca herkes bağırmaya başlıyor.En korkutucu olan da çığlıklar yükselirken, acı normalleşirken, vicdan sessizleşiyor. Normalleşen her şey sessizleşir. Sessizleşen her şey görünmez olur. Önce yine mi? duygusuna kapılır; sonra çay koyarız,işe yetişiriz. İçimizden bir parça daha kopar ve fark etmeden biraz daha eksiliriz.


Kimse bu kadar acıya alışarak iyi kalamaz.

Kimse bu kadar sessizleşerek insan kalamaz.Bir şeye üzülmeye vakit bulamayan insan, bir süre sonra sevinmeye de vakit bulamaz. Her şey düzleşir. Ne haberler tam acıtır, ne güzel anlar tam sevindirir. Hayat, hissiz bir akışa dönüşür.Belki de asıl felaket yaşananlar değil, onlara alışıyor olmamız.İnsan her şeye aynı anda üzülmek zorunda değil.Ama hiçbir şeye üzülmüyormuş gibi yaşamaya da mecbur değil.Bir acıya durup bakabilmek, irkilmek, utanmak… Bunlar insan kalmanın son işaretleri.


Belki de bugün en çok şuna ihtiyacımız var:

Kalplerimizin yeniden yumuşamasına.

Merhametin yeniden hatırlanmasına.

Adaletin gerçekten adalet olduğuna yeniden inanabilmeye.


Allah bu ülkenin kalbine merhameti,

evlerine vicdanı, çocuklarına koruyan elleri,adaletine de güveni eksik etmesin.

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Ayşe Ayhan Eraslan

Ayşe Ayhan Eraslan

Yazarın Diğer Yazıları