BİR TEVHİD DEMETİ
Sevinç sevinç berrak
Ve yıldız yıldız parlak
Üstünde beyaz bulutların
Ve kuytusunda bir yeşil yamacın
Aziz ruhlar sallamış beşiğini
Veda edip çocuk tazeliğiyle bulutlar
Raks eder gibi iner mermer kayalara
Haykırır sevincini semalara
Dağ geçitlerinde önüne katar renk renk çakılları
Ve bağrına basar kardeş pınarları
Çiçeklenir ayak bastığı yerler
Ve nefesiyle yeşerir çimenler
Yoldaşı olur şimdi ırmaklar
Ovaları doldurur gümüş ışıklar
Bir ses yükselir pınarlardan
“Kardeş ayırma bizi koynundan
Bekliyor Yaradan
Yoksa bizi odun kumları yutacak
Güneş kanımızı kurutacak
Kardeş
Dağın ırmaklarını, ovanın ırmaklarını,
Hepimizi alıp koynuna
Eriştir bizi yüce Rabbı´na
Ezeli Derya´nın yanına
Peki, der, dağ pınarı
Kendinde toplar bütün pınarları
Ve haşmetle kabarır göğsü, kolları
Ülkeler açılır uğradığı yerlerde
Yeni şehirler doğar ayaklarının altında...
Kulelerin alev zirvelerini
Ve haşmetli mermer saraylarını
Bırakıp arkasında
Yürür mukadder yolunda
Dalgalanır başının üstünde binlerce bayrak
İhtişamının şahitleri
Evlatlarını Rabbi´ne ulaştırarak
Karışır İlahi ummana coşarak
Johann Wolfgang Goethe
“Karakterler” adlı bir yapıt var hiç duydun mu sevgili okurum? 17. yüzyılın hatrı büyük Fransız düşünce ve edebiyat adamı Jean de La Bruyere´in ünlü eseri. Kaderin yazılımında karakterin etkisini hatırlayınca bu başlık çok dikkate değer bence.
İnsanların göz göre göre sömürülüşünü, riyakar ve çürümüş yaşantıları anlatır. “Karakterler yahut Çağın Töreleri.” olarak iki adı var bu eserin. Yazar yargı dağıtıcı bir roldedir ve bolca düşman da kazanmıştır bu yaratımıyla. Özgür ruhların kaçınılmaz sonları bu türden kazançlardır. Hz. Muhammed de tıpkı La Bruyere gibi kokuşmuşluk ve çürümüşlüğe açtığı savaş nedeniyle yakınları hatta en önce ve gayet acımasızca en yakınları tarafından linç edilmedi mi? Yani diyorum ki en yakınımdan darbe yedim diye çok da şey yapmayın, size özel bir travma değil.
Bazen sizi gerçekte kimin sevdiği konusunda son derece yanılırsınız. Hepimizde var bu. Ebu Cehil´in sevmediği yeğenini Goethe sevmiş ve 18. yüzyılda O´nun verdiği mesajı öyle güzel anlayıp yorumlamış ki kardeşlerine de armağan bırakmış cömertçe.
Müminler kardeş değil mi? Kardeş olmadan bir üst levele geçmek mümkün değil demek ki. Evet, şair ve biz ve diğerleri kardeşiz ya da olmak zorundayız. Ebu Cehil cehaletin kardeşi hatta babası oldu ve kurudu elleri. Ebu Leheb miydi yoksa? Ne fark eder ki?
“Çiçeklenir ayak bastığı yerler/ Nefesiyle yeşerir çimenler” dizelerini işitseydi bir Alman şairden, gerçek zannettiği haşmetli mermer sarayını bırakmayı başarıp İlahi ummana karışabilir miydi bilemiyoruz. Gerçeği yalnız Allah biliyor ama birliği değil de ayrılığı seçenleri genelde mutlu son beklemiyor gibi.
“Şimdiye değin güneş altında söylenmemiş bir söz kalmamıştır.” diyor La Bruyere ve zamanlardan 17. yüzyıl... Peygambere muhabbeti sunan şiir 18.yüzyıl. Her an bir şeyler söyleniyor her şey söylendiği halde çünkü yaşamın talebi bu. Başka zihinlerden dudaklardan da dökülmek zorunda aynı olaylar, durumlar.
“Her birimizin içinde tanımadığımız bir yabancı var.” diyen Carl Gustave Jung ile “Bir ben vardır bende benden içeri” yi ezber ettiren Yunus Emre aynı şeyden bahsetmiyor muydu? Cevap ortada. O kadar ayrılık karıştı ki hamurumuza, geldiğimiz ve gittiğimiz yerin ortak olduğunu hatta gelip gitmemizin bile sadece bir rüyadan ibaret olduğunu unuttuk.
“Şah damarından daha yakın olmamız gerçeği” öylesine edilen bir lafa dönüştü nazarlarımızda. Oysa bir yerlerde dili dini farklı birileri paygamberimizi hiç durmadan akan bir nehre benzetirken, imanın formül kelimesi tevhid, şiirleşiverdi.
Hep diyorum ya edebiyat candır canandır diye. Bir bakarsınız toplumsal eleştiriyi alır merkezine ve adına Karakterler der; ruhbanın, muktedirin, örgütlü ahmaklığın canına okur; bir bakarsınız âlemlerin Rabbi´nin elçisini, ta uzaklardaki Alman şaire övdürür.
Unuttuk ya hani tekliğimizi.
Hatırlayacağız. Başka şansımız yok. Teklik gerçekten tek yolumuz.
“Bakabilirsen İdris´te de İblis´te de bir mânâ vardır. Bir vakitte bu dersin mânâsı yürür, başka bir vakitte o dersin mânâsı. ( Şems- Makalat)
Şemsin 13.yy.da dile getirdiği bu gerçek Antik Çağın büyük filozofu Heraklitos tarafından şöyle ifadeye konmuştur. “Yukarı çıkanla aşağı inen yol tek ve aynıdır.”
ZATINA HOŞÇA BAK DEĞERLİ DOSTUM. GERÇEKTEN KIYMETLİSİN.


