Çok Bulutlu

8°C
Konya

BİR TEVHİD DEMETİ

Kayıt Tarihi: 17.02.2025 19:29 - Son Güncelleme: 10.02.2026 01:42
YAZI
A

Sevinç sevinç berrak

Ve yıldız yıldız parlak

Üstünde beyaz bulutların

Ve kuytusunda bir yeşil yamacın

Aziz ruhlar sallamış beşiğini

Veda edip çocuk tazeliğiyle bulutlar

Raks eder gibi iner mermer kayalara

Haykırır sevincini semalara

Dağ geçitlerinde önüne katar renk renk çakılları

Ve bağrına basar kardeş pınarları

Çiçeklenir ayak bastığı yerler

Ve nefesiyle yeşerir çimenler

Yoldaşı olur şimdi ırmaklar

Ovaları doldurur gümüş ışıklar

Bir ses yükselir pınarlardan

“Kardeş ayırma bizi koynundan

Bekliyor Yaradan

Yoksa bizi odun kumları yutacak

Güneş kanımızı kurutacak

Kardeş

Dağın ırmaklarını, ovanın ırmaklarını,

Hepimizi alıp koynuna

Eriştir bizi yüce Rabbı´na

Ezeli Derya´nın yanına

Peki, der, dağ pınarı

Kendinde toplar bütün pınarları

Ve haşmetle kabarır göğsü, kolları

Ülkeler açılır uğradığı yerlerde

Yeni şehirler doğar ayaklarının altında...

Kulelerin alev zirvelerini

Ve haşmetli mermer saraylarını

Bırakıp arkasında

Yürür mukadder yolunda

Dalgalanır başının üstünde binlerce bayrak

İhtişamının şahitleri

Evlatlarını Rabbi´ne ulaştırarak

Karışır İlahi ummana coşarak

                                                   Johann Wolfgang Goethe

     “Karakterler” adlı bir yapıt var hiç duydun mu sevgili okurum? 17. yüzyılın hatrı büyük Fransız düşünce ve edebiyat adamı Jean de La Bruyere´in ünlü eseri. Kaderin yazılımında karakterin etkisini hatırlayınca bu başlık çok dikkate değer bence.

    İnsanların göz göre göre sömürülüşünü, riyakar ve çürümüş yaşantıları anlatır. “Karakterler yahut Çağın Töreleri.” olarak iki adı var bu eserin. Yazar yargı dağıtıcı bir roldedir ve bolca düşman da kazanmıştır bu yaratımıyla. Özgür ruhların kaçınılmaz sonları bu türden kazançlardır. Hz. Muhammed de tıpkı La Bruyere gibi kokuşmuşluk ve çürümüşlüğe açtığı savaş nedeniyle yakınları hatta en önce ve gayet acımasızca en yakınları tarafından linç edilmedi mi? Yani diyorum ki en yakınımdan darbe yedim diye çok da şey yapmayın, size özel bir travma değil.

     Bazen sizi gerçekte kimin sevdiği konusunda son derece yanılırsınız. Hepimizde var bu. Ebu Cehil´in sevmediği yeğenini Goethe sevmiş ve 18. yüzyılda O´nun verdiği mesajı öyle güzel anlayıp yorumlamış ki kardeşlerine de armağan bırakmış cömertçe.

    Müminler kardeş değil mi? Kardeş olmadan bir üst levele geçmek mümkün değil demek ki. Evet, şair ve biz ve diğerleri kardeşiz ya da olmak zorundayız. Ebu Cehil cehaletin kardeşi hatta babası oldu ve kurudu elleri. Ebu Leheb miydi yoksa? Ne fark eder ki?

    “Çiçeklenir ayak bastığı yerler/ Nefesiyle yeşerir çimenler” dizelerini işitseydi bir Alman şairden, gerçek zannettiği haşmetli mermer sarayını bırakmayı başarıp İlahi ummana karışabilir miydi bilemiyoruz. Gerçeği yalnız Allah biliyor ama birliği değil de ayrılığı seçenleri genelde mutlu son beklemiyor gibi.

     “Şimdiye değin güneş altında söylenmemiş bir söz kalmamıştır.” diyor La Bruyere ve zamanlardan 17. yüzyıl... Peygambere muhabbeti sunan şiir 18.yüzyıl. Her an bir şeyler söyleniyor her şey söylendiği halde çünkü yaşamın talebi bu. Başka zihinlerden dudaklardan da dökülmek zorunda aynı olaylar, durumlar.

    “Her birimizin içinde tanımadığımız bir yabancı var.” diyen Carl Gustave Jung ile “Bir ben vardır bende benden içeri” yi ezber ettiren Yunus Emre aynı şeyden bahsetmiyor muydu? Cevap ortada. O kadar ayrılık karıştı ki hamurumuza, geldiğimiz ve gittiğimiz yerin ortak olduğunu hatta gelip gitmemizin bile sadece bir rüyadan ibaret olduğunu unuttuk.

     “Şah damarından daha yakın olmamız gerçeği” öylesine edilen bir lafa dönüştü nazarlarımızda. Oysa bir yerlerde dili dini farklı birileri paygamberimizi hiç durmadan akan bir nehre benzetirken, imanın formül kelimesi tevhid, şiirleşiverdi.

     Hep diyorum ya edebiyat candır canandır diye. Bir bakarsınız toplumsal eleştiriyi alır merkezine ve adına Karakterler der; ruhbanın, muktedirin, örgütlü ahmaklığın canına okur; bir bakarsınız âlemlerin Rabbi´nin elçisini, ta uzaklardaki Alman şaire övdürür.

     Unuttuk ya hani tekliğimizi.

     Hatırlayacağız. Başka şansımız yok. Teklik gerçekten tek yolumuz.

    “Bakabilirsen İdris´te de İblis´te de bir mânâ vardır. Bir vakitte bu dersin mânâsı yürür, başka bir vakitte o dersin mânâsı. ( Şems- Makalat)

     Şemsin 13.yy.da dile getirdiği bu gerçek Antik Çağın büyük filozofu Heraklitos tarafından şöyle ifadeye konmuştur. “Yukarı çıkanla aşağı inen yol tek ve aynıdır.”

     ZATINA HOŞÇA BAK DEĞERLİ DOSTUM. GERÇEKTEN KIYMETLİSİN.


ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Habibe Nesrin Ertuğrul

Habibe Nesrin Ertuğrul

Yazarın Diğer Yazıları