Çok Bulutlu

8°C
Konya

Tren Her An Geçebilir ve Mavi Sakal´A Dikkat

Kayıt Tarihi: 03.11.2025 20:08 - Son Güncelleme: 09.02.2026 00:51
YAZI
A

“Tren Burdan Geçmiyor” romanındaki onlarca kahramandan biri Saltuk Bey, sırlı rüyasını anlatıyor sonra bir gün...”Alevler içindeydim...”diyor. “çini ocağında yanıyormuşum...Acı duymuyorum ama soluklarım tükeniyor.”

Rüyasını yorumlayacak birilerini arıyor. Başvurduklarının her biri başka başka tabir ediyor düşünü. Ta ki Kütahya yolunda bir bir sağanak sonrası arabasını çekip sığındığı yol üstü kahvesinde tanıdığı ve bir daha göremeyeceği ihtiyar bir rençberden şu sözleri işitinceye dek...

“Mal mülk ve nefs arzuları insanın bedeninin yangınıdır...Söyündü mü, iç yangını başlar, yani yürek yangını...İşte o noktadan sonra yürek yangınını bir şey söyündüremez...Bir kere yandı mı yürek ömür boyu gider közleri. Uyudu bitti sanırsın, kül altında göz gözdür köz. Alaf alır eğilip baktın mı. Geri kalanı ömrün eğleşmedir; öyle üfürdün mü geçen, ama geride hep o ataş vardır belli bellisiz. Değeni odur bir ömür geçirmeye. Alttan alta adamı yer kemirir. Adına aşk deyiver istersen, hadi gönlün olsun. O ne tür bir aşk dersen, adını sen koyuvereceksin. Dünya hevesini almışsın alacağın kadar, öze gidiyorsun. Bul hadi onu, yandığın odur.”

Saltuk Bey ve sırlı rüyası çoğumuza yabancı değil. Sonuçta hepimiz bir tür rüya olan aynı bilinç oyununun içindeyiz. Sanat ve edebiyatın misyonu da bu oyunu kolay ve cazibeli hale getirerek insan canlısının mümkün olduğunca hafif yaralı atlatmasını sağlamak. Sıfır yara ihtimali maalesef yok. Cidden atalarımızın dediği gibi burası cayır cayır bir sınav yeri. Bunu peşinen kabul etmek çok sıcak bir havada buz gibi limonata içmek kadar muhteşem bir etki yaratabilir.

Atalar diyince aklıma büyükanneler geldi. Hani böyle yer sofralarında dökülen ekmek kırıntılarını parmak parmak toplayan, börekler çörekler açan minnoş büyükanneler. Gelenek kokan, öğütler veren ve Fatiha suresini ezberletip torunlarının iki cihan saadetini garantiye alan. Bir elinde çayını höpürdetirken gece gördüğü rüyaları anlatan. Benim büyükannem anlatırdı ve öylesine değil candan yürekten anlatırdı.

Çocukları, torunları aslında insanın bir sonraki versiyonları. Senin sonraki zaman dilimlerine uzanan formların. Bu nedenle de herkes bildiğince gücü nispetinde her alanda bir miras bırakmaya çalışıyor. İlim, bilim, kültür, servet. Bu da elbette özünü bilmen, özünü bulmanla gerçekleştirebileceğin bir şey. Hani bizim Yunus´un “kendini bil” dediği mevzu.

İki basit kelime gibi dursa da bu “Kendini bil.” uygulaması zor işte. Alçıdan çoğaltılan heykeller gibiyiz çünkü. Gözümüzü açıp beş duyumuza tutuşturulan hazır paket insan yapımı kuralların fena halde işgali altındayız. Yani işe yarıyor bir yerde bu küçük kamu etikleri ama her köşe başını tutmuş “Mavi Sakalların” insanların ruhlarına, hakiki yaradılış amaçlarına saldırmaları da giderek çekilmez olmaya başladı. Mavi Sakal´ı tanıyorsunuz değil mi? Şu evlendiği kadınları birer birer öldüren masal kahramanı. E kahraman dediğin hep iyi olmaz. Bu kötü adamı ben öbür hafta anlayatım sana. Daha doğrusu hatırlatayım. Platon´un dediği gibi zaten biliyorduk, hatırlamak üzere buradayız.

İşte böyle sebeplerle rüyalar devreye giriyor. Sorun şu ki rüyaların sembolik karakteri mesajın anlaşılmasını zorlaştırabiliyor. Yani şöyle dümdüz, sivri ve acayip açık sözlü rüyalar gerekli bize. Yorgunuz ve kafamız karışık. Tüm uyarılara rağmen şekerli beslenmeyi de bırakamıyoruz. Sigara satışları desen rekor seviyede. Diğer zararlı alışkanlık ve bağımlılıklara girmiyorum bile. Liste uzun malumun. Robin Hood, Köroğlu ya da İnce Memed falan da yok ortalarda, şöyle bir kurtarıversin milleti.

Tek seçenek kaldı, o da zihnimizde dönen muhabbeti, bir iyice anlamak. Galiba o muhabbet öylece yaşamımıza yansıyor. Hatta bu bir yansıma değil. Yaşamımız, zihinsel diyaloğumuzun göstergesi. Sırlı rüyalar kafamızdaki tortuların küçük kaçamakları belki de. İş yine derin derin düşünmeye geldi çattı. En sevilmeyen şeydir bu da. “Hiç işim yok da düşüneceğim.” “Robin Hood gelsin, banane!” “ AA, yapay zeka diye bir şey var, o halleder, tıklıyorum şimdi.” “Ne zorlıycam kendimi.” “Gövdemin üstündeki top hayatta kalmamı sağlasın yeter, kullanmak istemiyorum ben onu.” “Hayat amma da zor, sabah erken kalkılacak yine.” “Zaten çok da talihsizim.” “Alemin keyfi yerinde yine maaşallah”(Bu şarkı sözüydü dimi.) Şarkı şiir... Sanat...

Edebiyat bir sığınma, bir unutuş, bir yeniden doğuş ülkesi...

İyi ki varsın canım edebiyatım...

Epeydir övmemiştim ülkemi. Küsmesin sonra bana. Edebiyat can´dır ve “Tren her an geçebilir.”

O nedenle sen de yat kendi rüyana ve yorumunu kimseye bırakma. O senin rehberin ve sadece sana ait...


ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Habibe Nesrin Ertuğrul

Habibe Nesrin Ertuğrul

Yazarın Diğer Yazıları