Kutunun Dışı, 12, Anlam, Denge, Hakikat
Merhaba Can Okurum.
Bir kaç haftadır sağlık konusundan bahsediyorum. İyilik hâli artık hepimizin gündeminde. Ben de bu hafta sana, nasılsın, iyi misin diye sorarak başlamak istiyorum sohbetimize. Kıymetli okurum, gerçekten iyi misin? Sadece fiziksel sağlığından haber verme bana. Mesela ruhun huzurda mı? Kalbin mutmain mi? Zihnin dingin mi? Yani bütünsel olarak sağlıkta afiyette misin? Mesela düzenli olarak kullandığın bir ilaç var mı? Tansiyon gibi ya da başka bir nedenle de olabilir.
İyi misin gibi bir sorunun kendisi de ona verilen cevap da çok kıymetlidir. Ama samimiyet şarttır. Yaşamın anahtar kelimesi samimiyet bence. Üstelik riyanın bu kadar popüler olduğu bir dönemde. Dünya inim inim inliyor samimiyetsizlikten ve bu samimiyetsizlik insanın en başta bizzat kendisine uyguladığı bir iletişim biçimi. Şekil yapmakla olmuyor ama kıskıvrak yakalanıyor insan bir hastalığın pençesine. Ruhta, zihinde, duyguda mayalanan kendinden kaçışlar, başkası olup kendin olmamalar en son bedende saltanatını kuruyor ve bizler soluğu hastanelerde, şifayı garip içerikli ilaçlarda arıyoruz.
Bilim ve ruhsallığın artık yavaş yavaş da olsa buluşmaya başladığı günümüzde çağın kara belası kanserin, bir insanın öz benliğinden en üst seviyede kaçışının bir sonucu olduğu bilgisi yayılmaya başladı. “Don´t Die” temalı bir iyilik vaadinin de dolaştığı bir dönemdeyiz dostlar bu arada. Yani “ölme, sonsuza kadar yaşa” sloganı atılıyor şu an gezegenimizde. Bunu, kanser bahsimin hemen akabine yazdım çünkü ne ilginçtir ki kanser de vücutta ölmesi gereken hücrelerin bir türlü ölemeyişi neticesinde ağlarını örüyor insanın başına. Yani öyle görünüyor ki “ölme” teorisi çok akıllı işi değil. Öz benliğimizden kaçış derken hem toplumsal kalıplara hapsolmak hem de doğamızın gereği olan doğum ve ölüm sürecini değiştirebilecekmişiz gibi bir yanılgıya düşmekten bahsediyorum. Galiba yapılması gereken bize verilen ömür kredisini hakiki yaşam amacımızı bulup dolu dolu geçirmek ve zamanı geldiğinde ölümü de hak etmiş biçimde bu beden kıyafetini zarafetle sıyırıp ebediyete karışmak.
Ruhumuza görevimizi sormak ve bu cevabı alana kadar da peşini bırakmamak kalıcı iyilik hâlinin ilk adımı olsa gerek. Çünkü dünya planına boşuna gelmediğimiz, bir amaçla burada bulunduğumuz belli. Ama özgün varlık nedenimizi bulmak zorundayız. Yaşamı bir trafik gibi düşünürsek bir an için, sosyal koşullanmaların da tesiriyle çoğunluk kendi kader yolumuza giremediğimiz için şerit ihlalleri, kıskançlıklar, ayak kaydırmalar, kıtlık ve yokluk bilinci, hastalıklar, kazalar ve bir türlü veremediğimiz sınavlar makus talihimiz oluyor. E nasıl ruh ve beden sağlığımızı koruyabileceğiz ki bu keşmekeşin içinde? Sonra hoooop sırat köprüsünden düşüp cehenneme havale ediliyoruz. Az önce saydıklarımdan âlâ cehennem mi var?
Gehinnom vadisi vardır hani, bilenler bilir. İbranicede cehennem anlamına gelir. Bu vadide sıkışan insanların hikâyesi anlatılır burada. Sıkışmak kelimesine dikkatinizi çekiyorum. Cehennem, “sıkışmak” demektir çünkü. Cennet ise içimizde saklı bir hazinenin açılmasıdır. Bu sıkışma ve saklı hazinenin açılması faaliyetleri zihnimizde gerçekleşir. Cennet ve cehennemi derin derin düşündüğümüzde zihnimizdeki ihtimaller olmaları kuvvetle muhtemeldir. Gül düşünürsek gülistan, diken düşünürsek dikenistana dönüşmemiz öylesine bir laf değil. Dünya her an elimize bir karne tutuşturuyor besbelli. Yalan dünya iki ucu ölümlü dünya dediysek öyle hepten de boş ve anlamsız değil.
“Ayna ayna söyle bana.”
Dünya aynası, cevabı bekletmeden veriyor. Sen ruhunla, özünle bağlantı kurup yeryüzündeki vazifeni ifa ediyorsan yani küçük hesapları bırakıp büyük konuların varlığı olduğunu idrak etmişsen, kendi gücünü bile aşan etkilerde bir mirası insanlığa bırakmayı kafaya koymuşsan “yürü ya kulum” tarzı bir akışa seni yaratan Allah tarafından yönlendiriliyorsun. Tam o noktada da sağlık, enerji, ışık, bereket senin can yoldaşların oluyor. Öbür türlü bu nimetler “bir varmış bir yokmuş” hesabı ateş böceği gibi yanıp sönüyorlar. Biz de kanlı gözyaşlarıyla arkalarından bakıyoruz.
Can okurum, iyilik hâli içeriden dışarıya gibi görünüyor. Demem o ki, içeride anlamsız ve çöp düşünceler varsa ne yiyip içtiğimiz ne egzersiz, spor vs. kâr etmeyecek. Ancak çöp düşünceleri yele, sele verir yüzümüzü O´na döner ve bu kullandığımız beden cihazının olayını anlayıp varoluşa aracılık eder, ezelden ebede verdiğimiz sözü yerine getirirsek yalan dünyanın da şöyle bir köşeciğinde bir cennet inşa etme şansımız olabilir. Haftaya görüşelim. Kalbinle ve benimle bağlantıda kal. Değerlisin...


