Aklımdakiler Köşesi: Mesele Felsefeymiş Meğer
Rostand adlı bir Fransız feylesof kardeşimiz demiş ki “Bir kumandan için, karşısındaki düşman ordusunun ne kadar askeri ne kadar silâh ve mühimmatı olduğunu bilmek çok faydalıdır, fakat onun için bunlardan daha çok faydalı bir şey daha vardır ki o da karşısındaki düşman ordusunun felsefesini bilmektir”.
Rostand önemli olanın görünürdeki davranışlardan ziyade o davranışların hangi bilinç seviyesinden çıktığının çok daha önemli oluşuna dikkat çekmiş. İyi de etmiş bence. Bilirsin, biri diyete başlar, kilo vermeye kararlıdır ama üç beş gün anca sürdürür bu azmini. Hadi güzel hatırın için bir ay diyeyim. Olmaz ya. Oldu diyelim. Devam edemez. Zihni değişmemiştir ve bu nedenle beş duyu seviyesinde yaptığı değişimler saman alevi gibi sönüverir. Kendisini o tatlıyı dibine kadar yerken bulur. Buzdolabının başı, soluğu aldığı yerdir. Kalıcı değişimler ancak bilincin yükselmesiyle mümkün olabilir.
Düşüncelerimiz neyse biz onun gereğini yapıyoruz. Aslında istesek de istemesek de özümüz ile sözümüz bir. Yaradan Rabbim öyle bir yaratmış ki aslına rücu ediyorsun. Öyleyse dış dünyada yaptığın davranış muhakkak özünden gelmeli. Yoksa burnundan gelir. Yani göründüğün gibi olmalısın ya da olduğun gibi görünmeli. Bir şeyin mantığını anlamalısın. Kilo verimi sadece bedensel düzeyde bir anlam ifade ediyorsa senin için, işin ruhsal, duygusal, mental kısmıyla bir teşrik-i mesain yoksa o kiloyu veremiyorsun, versen de şıp diye geri alıyorsun. Hatta bazen üzerine katlanarak.
Rostand´ın dediği gibi meselenin felsefe kısmı imanın şartlarından. Her şeyin bir pahası var. “Felsefe Yapma” toplumuyuz biz gerçi ama hayat da işte felsefe yapmayı talep ediyor insandan. Yapacaksın din kardeşim, diyor. İnce ince tahliller istiyor. Yapmadın mı sen o tahlilleri, elinde sopası yok ama, seni öyle bir sopalıyor ki, feleğin şaşıyor. Hep söylüyorum, hayat hiç usanmayan bir öğretmendir.
Sadece ye iç, büyü, okula git, evlen, çocuklan, al-sat, öl falan türünden bir sıradanlığı kabul ettiremiyorsun yukarı âlemlere. Büyük kozmik plan, kalu belada imzaladığın sözleşmenin hesabını çatır çatır soruyor. Gözünün yaşına bakmıyor. Ben, sana gereken takım taklavatı verdim birader diyor.
Biz toplumca pek sevmeyiz düşünmeyi. Yahu “Ayağını sıcak tut, başını serin, düşünme derin.” diye atasözümüz var. Edebiyat; eğlendirsin, okullar; sadece sınav kazandırsın isteriz ve taklitçiliğe bayılırız. E zamanında yıkılıştan kurtulmak için de Batı´yı taklit etmedik mi? Hayır, yapılanlar kötü demiyorum ama galiba çorbada eksik bir şeyler oldu. İşte o eksik, bizim işin felsefesini anlamamış olmamızdı. Hatta çoğumuz, anlamamız gereken bir felsefe olduğunu bile anlamadık. Hoop, aldık o binayı kondurduk kendi toprağımıza, hoop sonra bir uygulamayı bir yaşam tarzını monte etmeye çalıştık sosyal, kültürel alanlarımıza. Evet, günün sonunda iyi bir şeyler de oldu ama o çorbadaki o eksik bir türlü gitmedi. Hani böyle sası bir tat olur bir meyvede ya da bir robot vardır konuşur, hareket eder aynı insan gibi ama insan değildir o, “olmamıştır” yani. Ne şeklinin benzerliği ne maharetleri yetmemiştir “tam bir insan” olmasına.
Batıdaki gelişmelerin sadece madde kısmı değildi ki önemli olan. Bu çağdaşlaşmanın arka planındaki zihinsel dönüşüm, insana, dünyaya bakışları, yorumlayışları da çok önemliydi. Hatta bu kısım daha önemliydi. Yoksa her bir şey beş duyu ile çözüleydi, yaşamak çocuk oyuncağı olur idi değil mi? Neyse, duralım bakalım. Mevlam neyler, neylerse güzel eyler. Kıblemiz O, olduktan sonra keder yoktur cümlemize…Bilgeleşmeye devam..

