Aklımdakiler Köşesi
Lâ Süpürgesiyle Dünya Turu 4
Merhaba Konya´nın Nabzı´nı tutan Konyalı okurum. Konyalı değilsen de şu an bu yazıyı okuyorsan veya daha önce kader, yolunu, benim yazılarıma düşürdüyse bir parça Konyalılaştırdıklarımızdan olmuşsun demektir. Hele bu topraklarda nefes alıyorsan ekmeğini suyunu katık ettiysen nefesine her nereli isen artık bir parça buralı da olmuşsundur. Zaten Lâ Süpürgesi memleketini sormaz da. “Yolculuk Nereye Hemşeriiim” der ve onun da cevabını beklemeden uçuruverir seni. Ossatten sonra sen sağ gerisi selamettir. Lâ Süpürgesi hata yapmaz. “Error” vermez. Yorulmaz. Sızlanmaz. Bir kusuru var. Atmo-severdir kendisi. Atmosfer demedim bak dikkat et. Atmo-sever dedim. Yani çok mu çok yüksekten uçar. Öyle palavra değil. Yükseklik korkusu olana bildiğin kabustur, ödü ağzından yerin dibine çakılır. Yüreğin mangalını ister anlayacağın. Atmo “ruh” demektir ve ancak teslimiyette olanlar uçabilir oraya. Ülkemizin kurucusu boşuna “İstikbal göklerdedir.” Dememiş. Yer bir tanedir ama gökler çok sayıdadır ve herkeslere yer vardır orada. Yalnız çoğunluk yine de yerin dibine girmek ister. Hadi itiraf edelim yere çakılı yaşarız, bildiğimiz yol en iyi yoldur diye düşünürüz. Haklıyız da bir seviyede ama haklı olmak ile mutlu olmak da yan yana değil işte her zaman. Üstelik yerçekimi önünde sonunda bizi içine alıyor. Mezar dedikleri hani. İşte tam orada o ruhsal ivmeyi yakalayamadıysan, atmoya kıramadıysan dümeni yani, eyvahlar olsun. Yerin üstü de yok artık. Perde kapandı. Gitmiş de gelmiş gibi konuşuyorum değil mi? Kimbilir. Ha bildiğim kadarıyla bir süredir dünyadayım. Öyle olağanüstü bir şey yaşamadım. Arada garip rüyalar görürüm. Birkaçının çıktığı da oldu. Kimisi iyi kimisi kötüydü. Bana sorarsan hepsi iyi şu an. E hayattayım işte ve bana rehber oldular hep, daha ne? Konuya dönersem, gidip döndüm gibi ya da beyaz ışık içerikli bir hikâyem yok maalesef. Ama parmaklarım geveze. İçimde bir “parmak kadın” var. SUSMUYOR. Laftan anlamaz söz dinlemez bir şey. Onunla yaşıyorum senelerdir. Yaşıyormuşum daha doğrusu. Yeni tanıştım sayılır. Bi görsen çok sitemkâr bana karşı. Hatta basbayağı öfkeli. “Sen çok ihmal ettin beni, unuttun özünü, tutmadın sözünü” falan diyor. Vallahi koskoca ben, parmacık bir kadından korkuyorum. Gerçi ben de ufak tefeğim ama onun yanında hatırı sayılır bir cüssem var. Lâkin bu iş cüsse meselesi değil. Bu iş atmo meselesi. “Uçacaksın” diyorlar. Yani burası bildiğin rüya âlemi ve hatta şöyle birkaç saniyelik “varmış” gibi görünen bir şey işte. Rüyalar da bilirsin saniyeliktir. Yalnız dünyanın da kelli felli bir gerçekliği var. Öyle yabana da atılacak türden değil. İnce ince tartacaksın. Yiyip içeceksin, gülüp ağlayacaksın, çalıp söyleyeceksin. Hem karıncayı hem ağustos böceğini dinleyecek, ertaflıca hakemlik edeceksin. Münker ile Nekir´e göğsünü gere gere cevap verebilmek için ömür kredini dirhem dirhem hesap ederek yaşayacaksın. Günahın kudsiyetini de idrak edeceksin. İnsanlığını onurlandıracak, yeryüzünde kibirle dolaşmayacaksın. Velhasılı nabız işlerinin ustası okurum, bineceksin o Lâ süpürgesine. Bineceğiz. Ben bindim. Bu kez beni Olimpos´a getirdi. İyi de oldu. Antik Kent´i dolaştım ve varlığımdaki antika kişiliği keşfettim. İçimde bir sürü insan var. Ben hepsiyim. Hepsinden bir parçayım. Gencim, yaşlıyım, güzelim, çirkinim, iyiyim, kötüyüm, umursamazım, fedakârım, açım, tokum, derdim, devayım…Bu sevda bitmez.
Do re mi fa so Lââââ…..
Ve süpürrr…..
Canım insan kardeşim.
Bu hafta süpür. Al eline süpürgeni. Artık elinde ne çeşit bir süpürge varsa. Hiç fark etmez. Tüm yaralarını, yargılarını hepiciğini süpür. Zaten hiçbiri gerçek değil. Dedim ya antik kent, Olimpos falan. Burada da mezarlar var. Çeşit çeşit insan ölüvermiş. Mezarın birinin başında durdum bir sohbet ettim Âdem Baba´dan aldığım feyzle. En güzel duamı yolladım ruhuna. Kimdir, nedir bilmeden. Ne önemi var ki? Yolcuyuz işte ve belli ki yol da O´nun varlık da. Gerisi angarya mirası Necip Fazıl´dan. Güzel yazmış hakikaten. Gam gemisindeyiz açık denizde bağrımız rüzgâra karşı ve fırtına garantili bir seyahat bu amma velâkin filikalar, can yelekleri emrimizde. Bir işaretimize bakıyorlar hepsi. Şıklat parmağını ve Hızırİlyas bitsin yanında. Tek şart var ki dünyayı sev ama talip olacağın makam Gökler olsun. Açlık tokluk din kardeşi, dost düşman senin içinde, Musa Firavun ahirette sohbette. En mühimi, O hep seninle. Bir de masal oku. Masal aslında büyükler içindir. Büyümek bir mavi yalandır çünkü ezelden beri tüm âdemler aynı yaştadır. Bütün yalanların pembe olma mecburiyeti de bu yazıyla son bulmuştur. Hoşça Kal ve Kal…


