Yedi Günahkâr ve Ben Ney´İm (?)
“Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim “Gel” dememiz değil, ayrıca onların sana “Git” demeleri.”
“Hiç kimseye “kötüdür” deme. Aslında onlar bilmeden iyilik eden insanlardır.”
İhsan Oktay Anar Suskunlar romanından.
Galata Mevlevihanesi´nin Can´ı böyle konuştu sabahtan beri ondan bundan türlü eziyete maruz kalıp yüzü gözü kan revan içinde kapılarına gelmiş bizim Eflatun öksüzüne...
Üstelik tek suçu kendisini çağıran sese koşmak, o sesin sahibini bulmak için sokak sokak dolaşıp bin türlü insan ve garabete şahitlik ederekten nezaketle derdini anlatmaktı. Bolca dayak yedi, hırpalandı sustu ve İbrahim Dede ile muhabbette buldu kendini.
Tam yedi kişiyle karşılaştı yolda ve asla tesadüf değildi. Yedi günahkardı bunlar ve işin garibi o günahların sahibi değillerdi. Eflatun için görevliydiler. “Git” demenin yedi çeşit haliyle gönderdiler onu “gel” diyenlerin yanına. Aradığı sesi bulması için ellerinden geleni yapıyorlardı sadece. Yedi günahkar dünya rüyasından uyandırmaya çalışıyorlardı Eflatun´u.
Ve o da ne?
Uğrunda, ruhuna ve bedenine yemediği darbe kalmayan Eflatun´un kulakları, peşinde divane olduğu sesi Mevlevihane´de açık bırakılmış bir kapıdan işitiyordu. İbrahim Dede´ye sordu: “Nedir bu nağmenin aslı?” Aldığı cevap “O saz neydir.” olmasıyla birlikte Eflatun bu sazı öğrenmeye tüm kalbiyle yemin etti. Aslında öğrenmesi bile gerekmedi. Zaten biliyordu. Sustu ve bir çift cümle dolaşıyordu zihninde: “Ben Ney´im?”
Kapı aralığından gelen sese teslim oldu gönülden.
“Dinle neyden ki hikâye etmede,
Hep ayrılıktan şikayet etmede.”
Mevlânâ’nın anlatı dünyâsında, ney insanı temsil eder. İnsanın her sözü, bir özleyişin ve bir ayrılığın ifadesidir. İç çekişleri, aslından ayrı olmanın hüznünü, yuvadan uzak olmanın sancısını yansıtır.
“Kamışlıktan kopardıklarından beri beni,
Feryadım ağlatır her kadını ve erkeği.”
Kamışlık neyin anayurdu ve evidir. İnsan da tıpkı ney gibi cennetten, yani yuvasından ayrılmıştır. Kalbinin ebedî muhabbetle doyduğu cennetten dünyâ gurbetine sürülmüştür. Kalbi, tıpkı ney gibi, fena ve zevalin, ayrılık ve yokluğun yaşandığı bu dünyâda, inceden inceye feryâd etmektedir.
“BEN NEY´İM”
Bana soruyorsan hakiki evini arayan birisin.
Eflatun´sun.
Ama kendini çok yormana ve yedi günahkardan sille tokat yemene de gerek yok.
Muhtemelen yeterince uydurma acılar çektin.
Şimdi arkana yaslan ve “O benimle” de.
“BİZ SİZE ŞAH DAMARINIZDAN DAHA YAKINIZ.”

