Kutunun Dışı 9, Anlam-Denge-Hakikat
Merhaba Sevgili Okurum.
Bu kez sağlıkla ilgili konuşmak istiyorum seninle. Son zamanlarda çok ünlü bir kavram var. “Well-being.”
“İyilik hâli içinde olmak demek. Her insanın gönülden isteyeceği bir durum olsa gerek. Ancak yaşam gerçekliğimize baktığımızda maalesef çoğumuz için erişilebilir bir hedef değil. Yani bütüncül anlamda pek de iyi olamıyoruz.
Fiziksel dünya hastanelerden geçilmiyor ve hepsi de ağzına kadar dolu. Yenileri de yapılıyor üstelik. İlaveten yığınla başka sağlık, detoks, zayıflama merkezleri var. Daha ilginci bu merkezlerde bizzat görev yapan, bu işin eğitimini almış insanların bazıları da hasta ve bunların da bir kısmı adını telaffuz dahi etmek istemediğimiz en kötü hastalıklardan ölüyorlar. Kendi söküğünü dikemeyen terzi masalıyla avunuyoruz galiba bu tarz olaylar karşısında da.
Ama hiç şişman bir diyetisyen güven verebilir mi? Yani kendine ilaç olamamış bana ne yapabilir ki diye bir aklına geliyor insanın.
Sağlık konusunda da belki ilk yapılması gereken tabiatı dinlemek. Doğa ana tabiri boş bir laf değil. Mevsimler ve onların sebzeleri, meyveleri de tesadüf olmasa gerek. Mesela şu an kış mevsimindeyiz ve havuç, kereviz, ıspanak, karnabahar, yer elması gibi kök sebzeler Yaratıcı´nın ikramı olarak sofralarda bol bol yer almalı sanki. Yaz ürünleri yaza bırakılmalı.
İnsanı en sağlıksız kılan şey yaradılışla bilmeden de olsa bir düelloya girmek. Evet bu düello, bu diklenme büyük ihtimal farkında olmadan yapılıyor ama bu da bir yerden sonra hayatımızı kurtarmıyor.
Diğer nokta ve galiba en önemlisi düşünce sistemimiz. Çünkü bu gün artık bilim ve ruhsallık arası mesafe azalmakta ve herhangi bir şeyin fiziksel âlemde belirmesinin aslında en son aşama olduğu bilinmekte. Bunu biraz daha açarsak fiziksel bedenimizdeki hastalık önce zihinsel bedenimizde oluşuyor, oradan duygusal ve ruhsal boyutumuzu ele geçirip bedenimizde görünür hâle geliyor. Biz onunla bu son noktada tanışıyoruz. Yani hastalık olarak etiketlediğimiz dostumuz uzun bir yoldan geliyor hayatımıza. Ayaklarına sağlık diyemiyoruz, hoş geldin, aman ne iyi ettin diyemiyoruz bu arkadaşa ama onun da pek umru değil zaten. “Ben senin işe yaramaz düşünce sisteminin ürünüyüm” deyip yan gelip yatıyor.
Hani böyle nefes uzmanları vardır veya acayip spor yapan, yediği içtiğine kalori hesabıyla dikkat eden insanlar, aniden hastalanıp ölüverirler. E o kadar sağlıklı yaşam çabası çöp mü oluyor, egzersiz tamam, şekersiz, hamursuz, glutensiz beslenme desen âlâsı var, o, şu, bu hepsi cepte ama sonuç hasta usta olmak ve hatta ölmek. Cidden büyük haksızlık.
Bu işin içinde bir iş var. “Kader, alın yazısı, vadesi yetti” gibi laflar imdada yetişecektir fakat soru işaretleri yine de devam etmektedir. Cevap yine popüler kültür kabulleri bence. Sanki herkes birbirinin tıpatıp aynısıymış gibi ve sadece fiziksel düzlemde hazırlanıp anayasa gibi kabul edilmiş sağlık program ve anlayışları, insanı yalnızca görünen bedeninden ibaret saymak, baştan kaybettiriyor. Belli vücut tiplerine yüklenen anlam, kutsallaştırılmış güzellik tabuları da ayrıca baş belası bence. Kurtuluş yine özgün olmaktan, kalbinin sesini dinlemekten geçiyor olmalı. Bu arada abur cubur, şekerli, unlu beslenmeyi methetmek değil amacım. Öyle anlaşılmasın. Ama tektipleştirici ve robotlaştırıcı her şeyin bunlardan kat kat zararlı olduğunu düşünüyorum. Popüler kültürün diline doladığı her kavramın altında bir bit yeniği var. Çünkü kitleler her dönemde özellikle belli yaşam anlayışlarına inisiye ediliyorlar. Bedenine hangi besinin girdiğine ölümüne dikkat kesilen kişi, beynime ne giriyor acaba diye hiç düşünmüyor. Beyni güvenli ellerde zannediyor. Toplu hâlde bir şeyler kutsallaştırılıp bir şeyler de yerin dibine sokuluyor. Çok mu çok komik yani. Bu konuya devam edeceğim. Mevzu derin. Sen yaratılışı ve kalbini takip et bence. Ama bence dedim, sen, sence´yi bul. Anahtar kelime bu. Şimdilik hoşçakal...


