Bir Tuzak Rüya
Dünya bir tuzak.
Ve kesinlikle canlandığımız yer değil.
Ölü olduğumuz bir yer.
Sen ve ben bir rüya görüyoruz ve buna çok ciddi bir gerçeklik atfediyoruz sadece. Oysa tek gerçeğimiz çoktan yazılıp bitmiş bir senaryonun şaşkın oyuncuları olmak.
Dini öğretilerde “bu ölümlü bedenli diyara kanma, geçici bir oyun alanı” diye insanlığa asırlarca duyurulması sebepsiz değil. Öz rehberliğin de tüm oyunlarında eşlik ediyor sana. Destek veriyor.
Ne yazık ki öz rehberliğimizin sesini mümkün olduğunca kısmak da bizim uzmanlık alanımız. Görünene tav olmakta ustalaşıyoruz. Şeytan dedikleri bu sanırım. Adem´in et kemik hali, ateşten yaratılmış dostumuza hiç saygı duyulası gelmiyor. Oysa sadece rolümüzü oynasak herhangi bir kaçağa mahal vermeden. Ateşe kibir; ete kemiğe utanç yüklemeden. Ama ne mümkün.
Tam burada minik bir araştırma sıkıştıracağım.
Anlaşmalı bir ders yapıyorlar. Bir deney ortamı kuruluyor ve tek bir kişinin bundan haberi yok. Hoca, elinde yeşil renk bir dosya tutuyor, bu ne renk diyor. Oradakiler kırmızı diyorlar. Sonra her şeyden habersiz çocuğa “sen ne diyorsun, bunun rengi ne” diye soruyorlar, çocuk yeşil rengi görmesine rağmen “kırmızı” cevabını veriyor.
Somut konularda bile ortalık ne hale geliyor, soyut konulardaki kafa karışıklığını varın siz düşünün.
Hoca, kürsüye geçip, “Gördünüz mü, apaçık ortada yeşil rengi, kırmızı olarak söylediniz, işte toplumsal baskı, çoğunluğa uyum sağlama endişesi böyle bir şey. Oysa beden gözlerinizde bir kusur yoktu.”
Nietszche, herkesin düşündüğü gibi düşünmek zorunda bırakılmak olarak adlandırıyor yukarıdaki türden durumları. Belki insan öyle bırakıldığını zannediyordur. Her neyse. Nietszche boş yapmaz. Bir bildiği vardır.
Ama en çok O biliyor.
Şimdi söyleyeceğim çalışmaya göre de Kornhuber ve Deeck adlı iki nörolog yıllar önce beyinde “Readness Potential” adlı bir refleks keşfediyorlar. Bu refleks bizler hareket etmeden yaklaşık 8 saniye önce oluşan bir elektrik aktivitesi. Anlayacağın sevgili okur beynimize, ne yapacağımızla ilgili 8 saniye önce bir mesaj geliyor. Tiyatro sahnesinde suflörün oyuncuya rolünü hatırlatması gibi. Bahsettiğimiz bu refleks hatırlatmanın da ötesi. Tam komut geliyor hem sana hem bana. Moda bir laf var bilirsin kolektif bilinç diye işte o bütünlükteki rolünü oynuyorsun. Hani senaryonun şaşkın oyuncularıydık ya biz. Şaşırmayı bırakıp tam yol ileri mi yapsak ne... Ötesini senarist düşünsün.
Bu hamur çok su götürür diyorum.
Ben yaşamıma dair bir bilgelikle doğdum. Tıpkı senin gibi.
İyi oyunlar...

