Kutunun Dışı 17: Kutsal Parantez
Merhaba Sevgili Okurum.
Hani böyle özüne çok güvenen insanlar vardır. Bir öz´leri yoktur aslında. Yani vardır da onlar o özü çoktaaan unutmuşlardır. İçine doğdukları toplumun altından kafesine girmişlerdir ve ille de vatanım falan demezler. Kul yapımı kurallara olan sadakatleri her şeyden üstündür. Bu sadakatin bedeli onların gerçek benliklerini unutmaları bile olsa. Unuturlar da. Kapılarını arada sırada çalar o benlikleri. Açmazlar. Duyarlar da açmazlar.
Sonra kapıları güm güm vurulmaya devam eder. Nazik bir davet değildir bu kez onları çağıran. Yine açmazlar. Sonra kalp, tansiyon, şeker ve hatta kanser gibi hastalıklar resmigeçit törenine başlar. Ya da derin bir iç huzursuzluğu. Belki depresyon. Veya etraftaki herkesi kendine benzetme mücadelesi. Aslında bu tam manasıyla bir fantezidir. Aynı zamanda katmerli bencilliktir de.
Bana dünyada savaşların ya da çekilen acıların sebebi nedir diye sorsalar tek bir kelime gelir aklıma: FANTEZİ.
Herkes yanlış, sadece ben doğruyum diye bir ses, bağdaş kurmuş ve iktidar sürmektedir pek çok kalpte. Saygı, hürmet, anlayış falan çok eski yalanlardır. Çoğu kişi birbirine adab-ı muaşeret dersi vermekle meşguldur. İnsanız, hepimiz bu fantezilere düşebiliriz de asıl mesele bunları alışkanlık yapmak ve tek bir bedende koca bir toplum olarak yaşamaktır.
Şu an adını hatırlayamadım ünlü psikanalistlerden biri bireyin doğduğu topluma tamamen uyumlanması durumunda aslında gerçekte hiç var olmamış bir kişi olarak bu yaşamdan öylece gelip geçtiğini söylüyor. Hemen hepimiz de bu tuzağa düşüyoruz. Sonra bir bakıyoruz birileri bize dayattığı o tatlış, ciciş insan olma ilkelerini bisküvi ezer gibi çiğnemiş ve arsız arsız yaşıyor.
Özüne güvenmek problem değil. Elbette güveneceğiz. Ama hangi öz´e güvendiğinin ciddi bir muhasebesini yapmak lazım. Neticede yaşam başlıbaşına bir vicdan muhasebesi.
Bir süre Kutunun Dışı başlıklı yazılarımı “Kutsal Parantez” alt başlığıyla yazacağım.
Yaşamda hepimiz için böyle bir dönemin açıldığına inanıyorum.
Kalbim öyle söylüyor.
Kalbim demişken senin kalbin sana neler fısıldıyor? Lütfen bu hafta bu soruyu sor kendine. Yüksek sesle sor. Hatta üşenme yaz. Sen de yaşamın da biriciksiniz. Kitle bilincinden arınma, birilerinin daracık ajandasından firar etme, küçük hesapları bırakma ve ruhuna hakiki görevini sorma zamanın geldi. Eğer bu yazıyı okuyorsan gelmiş olmalı. Çünkü yaşamda hiçbir an tesadüf yoktur.
Yaradan en büyük mühendis değil mi? İnsan-mühendis bile milim milim hesap yaparken yaşamda tek bir salisenin tesadüf ve anlamsız olması mümkün mü?
Üstelik insan sadece anlam arayışında bir varlık iken...
Ama anlamını bulmak çok pahalı, çok masraflı bir iş.
Konforsuz konforlu alanından çıkman, acı tatlı ekşi her şeyi yaşamaya can atman gerekiyor.
Az seçilen yol diye bir şey vardır ya hani.
Belki artık seçimimize de kalmayacak bu yol. Her birimizden bu bedeli isteyecek yaşam. Üzerimizdeki tüm uydurmaları atıp sadece hakikatle hizalanmamızı buyuracak bize. Çünkü cennet, insanı çağırıyor. Hani çoğu kez limitli insan düşüncelerine feda ettiğimiz ÖZÜMÜZ. Cennet o zaten.
Kutsal parantez açtığımız bir bahar başlangıcı olsun. Kış güneşleri ya da süslü soslu vaadler aldatmasın artık bizi. Yönümüzü sadece O´na dönelim. Ama araya gerçekten kimseyi ve başka hiçbir kavramı koymadan. Şahdamarımızdan daha yakın değil mi? Bu ne demek gerçekten, kana kana idrak edelim bu hafta Ramazan´a veda ederken.
Çok kıymetlisin. Şimdiden iyi bayramlar. Korkma. Gerçekle, gerçekten karşılaşmak, gerçekten zordur. Ama sen buna hazırsın...

