Kutunun Dışı. Anlam- Denge- Hakikat 5
Yarım hoca dinden yarım doktor candan eder diye bir laf vardır. Yani tam olmayan bir şey hiç olmasa daha iyi. Zira canını da inancını da varlığını da ateşe atmış oluyorsun.
Yarım insan nelerden eder acaba diye akla gelmiyor değil. Söze hızlı dalış yaptık bir merhaba demeden. Bazen selam böyle de verilebilir. Ne de olsa her şeye alıştığımız hatta dünden razı olduğumuz bir devirdeyiz.
Eski devirler nasıldı bilemiyorum. Anca tarih sayfalarından, edebi metinlerden, gazete arşivlerinden, kutsal ve ezoterik öğretilerden bir şeyler öğreniyoruz. Herkes de bu öğretileri kendine göre yorumluyor. Sonuçta olgu ve algı bambaşka şeyler.
Bambaşka dedim de aynı olma ihtimalleri de var esasında. Algılar, olguya dönüşüveriyor bir bakmışsın. Gözümüz neyi görüyorsa gerçek de o oluyor.
Hele de böylesi bir bilgi çağında.
Google CEO´su Eric Schmidt; 4 Ağustos 2010´da Kaliforniya, Thao Gölü´ndeki Techonomy Konferansı´nda şaşırtıcı bir istatistikten bahsediyor. Geldiğimiz noktada her iki günde bir medeniyetin başlangıcından 2003 yılına kadar ele geçen miktarda bilgi üretiliyormuş! Yıl 2025. Üstelik 2026 kapıda.
Düşünebiliyor musun sevgili okur, iki günde bir üretilen bilgi miktarını?
Hepsi gerekli mi bunların?
Cidden insanlığın ve diğer canlı cansız varlıkların bu kadar bilgi bombardımanına ihtiyacı var mı?
Yoksa var mı zannettiriliyor?
Zannediyoruz da.
Yanlış anlaşılmasın, bilgi karşıtlığı güzellemesi yapmıyoruz. Ama bu işte bir terslik olduğu kesin. Artan bilgi huzura, sağlığa, bolluğa, cennete falan dönüşmemiş ya da herkes için sonuç bu olmamış.
Okuduğum bir kitapta sanırım adı Nefs idi eskiden çoook eskiden insanların bugünkü gibi tedavi edilmediklerini anlatıyordu. Düşüncelerindeki çarpıklığı ve beş duyu aldanışlarını ruhlarında ve bedenlerinde acı ve hastalık olarak deneyimleyip kendi yollarını bulmaları için uygulanan bir yöntemmiş.
Hunharca, saçma ya da acımasızca gelebilir modern zihnimize. Modern ve biraz da çöplüğe döndürülmüş zihinlerimiz öylesine dolu ve gürültülü ki zaten biz öz varlığımızın sesini işitemiyoruz.
Dert büyük, ısrarlı ve afili. Peki ne olur?
Sazlar çalınır, şiirler türküler söylenir ve telaşlı karıncaların adımları daha bir hızlanır, ağustos böceği asırlardır alnındaki karayla dolaşır, aklanması imkansızdır, su aslında mavi değildir, her şey boştur, dünya üç günlüktür, insanlık ölmüştür ama yaşanır, yaşanır ve yaşanır. Midye zararlı ve hatta bir miktar günah olabilme ihtimali taşımasına rağmen yenir, tükürdüğümü yalamam diyen en çok aldanır, iki kere iki hep dörttür, savaş ve şiddet karşıtlığı savaşı ve şiddeti daha da artırır, evrensel yasalar her zaman kazanır.
Evrensel yasalar. İslam terminolojisinde sünnetullah adıyla tarif edilen fizik kanunları, yaradılış ilkeleri.
Kelimeler sadece işaret direkleridir. İçerik de ne var, âlemde neler oluyor, gün neye doğup batıyor, ona bakmak lazım. Hani delicesine bilgi çağıyız ya. Bu kadar bilgi bilgi, bu kadar dünya dünya dolaşmak insanı yarımlaştırıyor. Çünkü hanımokurlar, beyokurlar, sen ve ben dünyalı değiliz. Yoksa ölür müydük hiç.
Duralım bakalım. Masal bitmedi daha. Az ağlayıp az gülüp görüşelim haftaya.


