SİHİRLİ AN VE SEVGİLİLER GÜNÜ
Evren atomlardan oluşuyor ve atomun da yüzde doksan dokuzu “BOŞLUK”. Son kelimeyi niye büyük yazdım canım okurum çünkü dikkatini çok büyük çeksin istiyorum.
Albert Einstein 20.yüzyılda insanlığa bu bilgiyi ispatladı. Yüzde doksan dokuzu boşluk olan bir evrende yaşıyoruz. ( Boşlukları da biz dolduruyoruz anlayacağınız.)
“Edebiyat Can´dır Canandır” yazımda şair ve yazar Muriel Rukeyser´in “Evren atomlardan değil hikâyelerden oluşur.” sözüne yer vermiştim.
Atom mu hikâye mi? Nurtopu gibi bir soru?
Atomlar başrolde elbette ama barındırdıkları yüzde doksan dokuz boşluğa hikâyeler niye yerleşmesin? Nitekim de yerleşmişler. Kim yazmış bu hikâyeleri? Ben, sen, o, biz, siz, onlar... Hepimiz. Hatta bu hikâyelerden biri de sevgililer günü olmuş. Her yıl çeşitli duygularla şahitlik ettiğimiz 14 Şubat nerden gelmiş bir bakalım birlikte:
Bir vakitler Roma´nın tahtında II. Claudius adlı zalim bir imparator oturuyormuş. Bir gün bu zalim imparator askerlerin evlenmesini yasaklayan bir ferman yayınlamış. Kararın ardındaki sebep olarak da bekar askerlerin evlilere göre daha iyi savaşmaları gösterilmiş. Dönemin şefkatiyle tanınan rahibi Valentine ise ruhuyla bağdaşmayan bu kararı çiğneyerek genç çiftlerin nikâhını kıymaya devam etmiş. Durumu öğrenen imparator isyankar rahibi derhal ölüme mahkum etmiş. Hapse atılan Valentine efsaneye göre gardiyanın kızına âşık olmuş. 14 Şubatta “Senin Valentine´ın” imzalı bir aşk mektubunu sevgilisine bırakarak aynı gün idam edilmiş ve sonsuz âleme geçmiş. İşte böylece 14 Şubat sevgililere adanmışlığın günü olmuş.
Efsaneler...
Yukarda bahsettim atom ve efsane ilişkisinden ve lafı yine dönüp dolaşıp edebiyata getirdim. Ne yapayım. Elimden gelen bu. Parmaklarımdan dökülen bu. Kankırmızı edebiyat olmuşum. Sağım solum masal, şiir, hikaye.
Çok da haksız sayılmam. Einstein ve Rukeyser ilham oldu bana. Koca bir boşluk var biz insanların doldurması için. Bir destan yüz efsane, yüz efsane bin masal, bin masal yüzbinlerce hikâye doğuruyor ve hayat böyle kurgulanıyor. Her an yeni bir perde açılıyor, “motor” diyor biri parmaklarını şaklatarak ve sen sahnedesin sevgili okurum. Yani hepimiz sahnedeyiz. Tiyatro gibi.
Hayat uzak çekimde komedi, yakın planda trajediymiş.
İngiliz komedyen Charlie Chaplin yaşamı böyle yorumluyor. Bana mantıklı geldi. Cidden ardı ardına açılan perdeler, sahneler kıvamında yaşıyoruz hayatı. Senaryo üzerindeki etkimiz ise tartışılır. Daha çok, oyunculuk görevimiz var gibi ve rolümüzde ustalaşmak işimizi kolaylaştırabilir.
Rahip Valentine´in rolü romantik bir isyankar olup sonunda idam edilmek miydi ya da böyle bir rol ne kadar arzulanası olur bilemiyorum ama bir şekilde adını, mirasını bırakmış.
Bir “Sevgililer Günü” sürecine daha girdik. Kimine göre kapitalizmin tuzaklarından biri, kimine göre gereksiz, kimine göre günah, bazılarınca muhteşem ve kutlanası. Her şeyin bir günü varsa sevginin ve sevgililerin günü neden olmasın?
Her insanın kendisiyle kavgasını çözecek bir maceraya atılması gerekiyor ve dünya planı da insana “seç beğen al” formunda sayısız bir macera repertuarı sunuyor.
İnsan kendisiyle kavgalı mı?
Bu sorunun cevabı kendinizde ve gözünüzü kapatıp sahici biçimde sorarsanız o nispette sahici bir cevap gelecektir. (Öyle umuyorum.)
Bence yüzde yüz kavgalı. Yüzde doksan dokuz bile demiyorum. İçeride ne varsa dışarıya o çıkıyor bir şekilde. İnsanlığın kendisiyle kavgası dış dünyada savaşlar, bedenlerin bedenleri doğraması ve sevgisizlikle neticeleniyor.
Hiçbirimiz tamamen özne değiliz, hepimiz biraz da öteki insanlardan yapıldık diye bir cümle okumuştum. Yani diyorum ki Valentine´den ufak tefek izler taşıyoruz. Ortak insanlık havuzunun ürünleriyiz ve sevgi her yerde.
Magic Moment...
Sihirli An demek.
Sevgililer Günü, sihirli bir an olabilir. Gerçi nefes aldığımız her an sihirlidir, ona şüphe yok ama böyle bazı an´lar vardır ve bir tür yenilenme, deri değiştirme, farkındalık ve ilham kaynağı olurlar. Sevdiklerimizi ve onları ne kadar sevdiğimizi hatırlamak. Sadece insanları kastetmiyorum. Doğayı, hayatın tamamını, hayvanları, bitkileri, ayı, güneşi, yıldızları, geceyi, bütün farklılıkları ve O´nu...
Anadolu kültürü ebrulidir. Aşuredir.
Allah birdir, evren birliktir.
Dünya düalite (ikilik) üzere olunca binbir gece savaşları yaşanır bazen buralarda. Bu savaşları en sonunda sevgi bitirebilir. Ancak o vakit başlar Binbir Güneş Masalları.
Alman yazar Johann Woflgang Goethe ´in dediği gibi ulusların ötesinde insanlık yatar. Bilerek ya da bilmeyerek her şeyi birlikte yapar insanlar.
Sevgi ve adalet...
Birliği sağlamanın bu iki büyülü sözcükten başka formulü galiba yok.
19. yüzyılda yaşamış sufi düşünür Kuşadalı İbrahim ( Ariflerin Kutbu ünvanını kazanmış.) “Bütün zehirleri bala dönüştürecek bir iksire ihtiyacımız var, o iksir aşktır.” demiş.
Yunus Emre 13. asırdan, “Aşk gelicek, tüm dertler biter.” diye gökyüzüne yazmış.
Her vakit söylüyorum. Ruhuyla bağını kurmuş, kendini keşfeden ustalar, insanlığa hep aynı mesajları vermişler.
Derdini aşkla çözen Yunus; “sevdiğini söyle, yoksa sevmek derdi seni boğar, aşkını yutkunma.” diyor.
2025, yaratılanların Yaradan nedeniyle “GERÇEKTEN” sevildiği bir yıl olsun. Lafta kalmasın inşallah.
Sevgililer Günü bana bunları hatırlattı can okurum. Bir düşün bakalım, sana neler hatırlatacak.
Sevdiğin, sevildiğin bir yıl olsun.
Zatına hoşça bak lütfen.


