Aşkın Gözyaşları
“Kanlıkoz Çağlayanı Hikâyesi´ni” anlatayım sana sevgili can.
İnsanlara şifa kaynağı “Geven Otu” bitkisi 1923 yılına kadar sağlıkta ve eczacılıkta çokça kullanılırdı. Geven otu Andık deresinin iki yakasında Osmanlı Ispartası´nda Müslüman Rum ve Ermeni kız-erkek gençler tarafından toplanır, Müslüman ve Gayrimüslim tüccarlara satılırdı.
Her yıl olduğu gibi 1913 yılı güz aylarında çok sayıda Müslüman Rum ve Ermeni, Geven otu toplamak için yeni açılan Dere Mahallesi Andık Deresi Zambaklı-Bezirgan Bölgesi´ne gelirler.
Geven otu toplayan farklı cemaatten gençler zaman zaman Bezirgan Pınarı çevresinde toplanarak hoşça vakit geçirirlerdi. Her üç cemaatten gençlerin neşe içinde yemek yiyip Bezirgan Pınarının şifalı suyundan içmesi gelenekti.
Dere Mahallesi Müslüman cemaatinden Bazerganoğlu sülalesinden berber Mehmet´in oğlu Mustafa´nın gönlü aynı mahallenin Rum cemaati ailelerinden Anastasios kızı (Permatzoglou) Sophia´ya düşer. Sophia da Mustafa´ya âşık olur.
Ancak ailelerin rızası olduğu halde Isparta Rum Ortodoks Metropoliti Yerasimos Çentelidis ile Isparta Kadısı adına yardımcısı Şükrü Efendi farklı cemaatten gençlerin evlenmesine izin vermez.
Gençlerin aşkları ise günden güne büyür. Ancak kavuşmaları imkansızdır. Sonunda bir gün aşıklar el ele tutuşup Kanlıkoz Tepesi adı verilen yere çıkarlar ve uçurumdan atlayarak yaşamlarına son verirler.
Isparta Belediyesi tarafından düzenlenen Andık Deresi Zambaklı Bezirgan vadisi alanındaki Kanlıkoz Tepesi´nde bu acıklı tarihi olayın kahramanları iki gencin anısına tepenin en üstünden iki gözlü şelale yapılmıştır. (Aşkın Gözyaşları)
Bu hikâyeyi okuyunca aklıma Tevfik Fikret´in şu dizeleri geldi:
“Ebna-yı beşer birbirinin kardeşi...Hulya!
Olsun, ben o hulyaya da bin canla inandım.
(Tekmil insanlar kardeşi birbirinin...Bir hayal bu!)
Olsun, ben o hayale de bin canla inandım)
Öyle görülüyor ki, insanların kardeş, barış olması hakikaten bir hülya.
Ve bir o kadar da büyük sınav.
Hatta belki tek sınav.
Dünya kurulalı birbirinin gözünü oyan ve o bir çift oyuktan marifetmiş gibi kanlar akıtan insanlığın tek sınavı.
“İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar”
Yahya Kemal bu dizesiyle Fikret´e göz kırpmış.
Göz oymada mahirleşmiş insanlığa rağmen.
Hikaye´nin tasvir edildiği şelaleye bakarsanız orada her an bir çift gözden akan yaşları temaşa edersiniz.
Bu arada, bu hikaye gerçek hayattan alınmıştır ve gerçek kişilerle tamamen ilgisi vardır.

