Kutunun Dışı, Anlam, Denge, Hakikat 11
Merhaba Can Okurum.
Bir önceki yazım gördüğüm ilginç rüyanın anlatımıyla başlamıştı. Rengi turuncu bir yazı oldu. “Yazının da rengi mi olurmuş?” demeyin, olur. Yaşamda renksiz, tatsız, kokusuz bir şey yoktur. Şöyle ki beş duyu dünyasındayız ve her an beş duyumuza hitap ediliyor.
Rüyama gelince, bir ufak hatırlatayım sevgili okur, kucağımda bir bebekle trenle Afganistan´a gidiyordum. Afganistan´da da demiryolu hizmeti yoktu. İran´a gitmeye cesaret bulamamıştım. Tam yazıyı yazdım, yazım yayınlandı ve Afganistan´da kadınların okuma hakkının kalıcı şekilde sonlandırıldığını öğrendim. Meğer Afganistan´a gitmeye de cesaret etmemeliymişim. Ya da en büyük cesaretler tam da böyle zamanlarda gösterilmeli. Dış dünyada elinden bir şey gelemese de kalbin; zulme, karanlığa olan oklarını sivriltip var gücüyle fırlatmalı. Özellikle de bir kadınsan. Dini öğretilerde de imanın en zayıfı olarak geçer kalbinden buğzetmek. Ama etkisinin tahminlerimizden güçlü olacağını düşünüyorum. Özellikle de kadın, evrene sevgi getirmekle vazifeli bir varlık olduğu için kalbi yaşamsal olaylarda tsunamiler oluşturabilir ve tüm akışı dönüştürebilir.
Çünkü kadın bence bir duygu okyanusu. Nerede gözyaşı var, nerede insanlık kan revan içinde kalırsa ışığıyla, empati gücü ve bilgeliğiyle yaraları sarmaya koşar ruhu. Başka türlüsü mümkün değildir.
Ama her kadın için de geçerli olamayabiliyor bu durum elbette. Zaten bunca karanlık hüküm sürmeye başladıysa kendini unutmuş kadınlar veya diri diri gömülmüş kadınlar sarmıştır ortalığı. Kime ya da neye hizmet eder ki böylesi eylemler? Kutsal Kitabımızda söylenen ve cezası ağır olan kızların diri diri gömülmesi eylemini sadece bedenlerin gömülmesi diye sığ biçimde anlamak da günahların en büyüklerinden olabilir mi? En doğal yaşamsal haklarının uydurulmuş ego kurallarına kurban verilmesi diri diri gömülmek değilse başka ne olabilir ki?
Cevaplar sadece kalbimizde bulunur. Öz varlığımızda yani. Varlığımızın kuyusunda. Yaşam deneyimi ise aslında o kuyuya çok cesur ve sabırlı biçimde inebilmektir. Belki bir ömür sürer bu. Belki beş yıl ya da yirmi yıl olur bu başka bir insan için. Ama ziyan edilmemiş bir ömür herhalde o kuyuya her bedeli göze alarak inmekle elde edilebilir. Seçmezsek biz o kuyuya inmeyi, ölüm gelip de beden kıyafetimizi almaya kalktığında ve biz gerçekte bu beden olmadığımızı anladığımızda ise her şey için çok geç olabilir. Elbette Allah bilir. Umarım geç kalmayız. Anlamaya, olmaya, şifalanmaya geç kalmayız.
Sağlık paha biçilmez bir hazine ve sadece bedeni hayatta tutmanın çok ötesinde bir derinlik ve farkındalık talep ediyor bizlerden. Dünyanın her yeri ağrıyor, saçları ağarmış, dişleri dökülmüş ve homur homur inliyor. Kanserli bir yapılanma, vurdumduymazlık ve aymazlık eşliğinde gitgide palazlanıyor. Bedenler ölmeden veya hastalanmadan çok önce zihinler ve ruhlar, adına düşünce denilen bir yığın çere çöpe teslim oluyor. Bu çer çöplerle kirlenen, özünden kilometrelerce uzağa fırlayan zavallı insan, büyük bir iştah ve gururla baş alıyor can veriyor, gerçek hayat amacından bihaber vaziyette mahşere göçüyor.
Zihniyet sağlıklı olmazsa; duygular, düşünceler zehirli sarmaşıklar olup bedeni sarmaz mı?
Can okurum, rüyamda, tanımasam da birlikte yolculuk ettiğim bebek çok ama çok sağlıklı görünüyordu. İçinin güzelliği, temizliği yüzüne vurmuştu. Duru, saf ve ışıl ışıldı gözleri, bakışları. E bir bebekten de bu beklenir diyebilirsiniz. O bebeğin bir mesajı var: “ Allah sizi sadece seviyor.” dedi. Bence çok anlamlı. Çünkü genelde korku eksenli bir tat bırakıldı sanki hafızalarımızda. Az daha unutuyordum, bebek dostumuz ekledi, “Allah bu dünyaya mucizeler olarak yansır.”
Bebeğin adını, sanını bilmiyorum. Rüya işte. Ayrıca ezelden tanıdık değil miyiz? Sen ve Ben var mı ki hakikatte? Yok. Sadece O var. Bizler de O ışığın yeryüzündeki milyon çeşit görüntüleri. Ama işte bir ufak aldanıyoruz dünya rüyasında. Eh, olacak o kadar. İnsanım, insansın.
Sen bu diyarda günlük işin gücün neyse yap, et, kıl, çalış, kazan, savaş, ye, iç ama bir elin de rüyalar ve mucizelerde olsun. Görünenin ardında görünmeyen bir şey var ve belki de o her şey. Sen bilmezsin kalbin bilir. Bu hafta en az bir mucize seni bulsun. Görüşelimm...


