CİN, PORTAKAL VE YUNUS HİKÂYESİ
İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı seslerin tonu
Bebekler çiçeği insanlığımızın
Güllerin en hası, en goncası
Sarışın bir ışık parçası kimi
Kimi kapkara üzüm tanesi
Babalar çıkarmayın onları akıldan
Analar koruyun bebeklerinizi
Susturun, susturun söyletmeyin
Savaştan, yıkımdan söz ederse biri
Bırakalım sevdayla büyüsünler
Serpilip gelişsinler bir fidan gibi
Senin, benim, hiç kimsenin değil
Bütün bir yeryüzünündür onlar
Bütün insanlığın gözbebeği Ataol BEHRAMOĞLU
Minik, ufak olduğum ve top oynayıp acıktığım zamanlarda her çocuk gibi bazı korkularım vardı. Mesela evde televizyonun altındaki dolap ödümü koparıyordu. Hele karanlıksa mutlaka o dolaptan bir öcü çıkacak, kim bilir bana aklıma bile gelemeyecek ne korkunç işkenceler yapacak ve sonunda öldürecekti. Hatta kardeşimle bu kötülük mekânı dolabın adını “gomaz” koymuştuk. Ne demekse?
Çok şey demek galiba.
Ben yaşamı anlamaya çalışıyorum demek. Bedeni büyümüşlerin bazen alayla karışık sevecenliklerinde benden çıkanlar anlamsız çoluk çocuk saçmalığı etiketine hapsolsa da “yaşam beni seçti” ve ben öcülere teslim olmak istemiyorum demek. Belki o dolaptan kafamın içindeki gibi bir öcü çıkmayacak ama yine de varlığımın tehlikede olmasına karşı mücadeleye hazırım demek. Çünkü beni “O” yarattı ve ben yaşam amacımı gerçekleştirmeye kararlıyım demek.
Nuri Pakdil´i tanır mısınız?
Yedi Güzel Adam desem size..
“Bir Yazarın Notları” adlı eserinde “İnsan, seni sana karşı savunuyorum” ifadesiyle yaşam felsefesini özetliyor. İnsanın savunulması gerekliliğine kanaat etmiş. Bilenler bilir, hukukçudur kendisi.
İlahî misyonunu yerine getirmiş bir âdemoğlu bana göre. 2014´te ilk kez verilen Necip Fazıl Saygı Ödülü´ne layık görülmüş. Ne kadar doğru bilemiyorum ama söylemeden geçemeyeceğim “İnsanlığı Yaradan´dan alıkoyan her engel cindir.” diye bir cümleyi de fani dünyaya armağan etmiş. Üç harflilerimizle ilgili değişik bir bakış açısı.
Başımıza gelenlerin ki -kötü şeyleri kastediyorum – tamamı muhtemelen bu uzaklık sebepli zaten. Daha doğrusu uzaklık zannı.
De bakalım “zan” sen nesin?
Yunus 36. ayet bu kelimeyle ilgili şöyle diyor: “Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz Allah onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir.”
İnsan önce “zan” eder sonra da kategorize. Yaşama her saniye etiketler yapıştırır. Bu etiketlerin çoğunun patenti de kendine ait değildir. Üzerlerine düşünmemiştir bile. Hemen hepsi hazır pakettir, koruyucu madde içerirler. Bir de çok faydalıdırlar!
Süslü ambalajlarıyla, ait olunan topluluk içinde zahmetsizce var olmayı garanti ederler. Felsefe ve edebiyat yapmak zorunda kalmadan huzur içinde yaşarsınız.
Fakaaat...
Kafamızın neresinde yaşadığı belirsiz o dırdırcı susar mı? Susmaaaaaz. Bu diyarda (yaşlı, öfkeli, magmalı, yorgun, şişko dünyada) ne arıyorum ve tüm bunların anlamı ne sorunsalı, kankamız olmayı sürdürür.
Ayna ayna söyle bana şifa var mıdır cin çarpmasına..!
Zannetme´yi bırakırsak “evet.” Belki portakal da şifa oluyordur.
Adını ve ayrıntılarını hatırlamıyorum ama internette izlediğim bir Türk dizisinde portakal metaforu kullanılıyordu ve çocuk tekrar anne rahmine (portakal benzetmesi) dönmek istiyordu. Portakal en sevdiği meyveydi. Sonunda muradına erdi ve kocaman bir adam olmasına rağmen annesinin rahmine geri döndü. Film böyle bitti.
Gerçek şifa ise Yunus sûresinde.
Bir şey arıyoruz ve bulamıyoruz ve acı çekiyoruz.
AMA...
Bebekleri öldürmek neden?
Zan hiç masum bir kelime değil. Birileri yaşamı daracık bilinciyle “zanneder” ve kundaktaki bebek katlediliverir. Bilmez o bebecik fakat etiketinde “ölmen lazım” yazmaktadır.
Anlamakla anlamlandırmak arasında ölçülemeyecek cinsten büyük bir fark vardır. Birinci kelime gerçek vazifemiz, ikinci kelime “durumdan vazife çıkarmamızdır.” Çok tuhaftır ve bu işin sonu, sarışın ışık parçalarının ya da kara üzüm tanelerinin acımasızca öldürülmesine kadar gitmektedir.
Hayatın en ilginç kısmı sır diye bir şeyin olmaması sanki.
Her şey, hep ortadadır da biz öyle değilmiş gibi yaparız. Yoksa durumdan vazife nasıl çıkacak? Anneler, bebeklerini nasıl kaybedecek, babalar koruyamamışlığın acısıyla nasıl nefessiz kalacak?
Belki yalan dünya diye bir teselli imdada yetişecek ama o da güvenilir değil.
Her şey o kadar gerçek ve o kadar acı ki. Keşke insan bu denli çok şey bilmeseydi yaşama dair. Sadece anlamaya çalışsaydı. Haddini aşmasaydı. Boyundan büyük işlere kalkışmasaydı.
Bazı kaderleri, böyle çokbilmiş insanlar yazar. Yazdıklarını zannederler.
Bebekleri öldürmek gibi. Çünkü bastığı etiketin komutu öyle buyurmuştur. Peki, Yaradan´nın buyruğu ne olacak? Tabii bilirkişi dostumuz “ben bunu, O´nun adına yaptım” da diyebilir. Cinlenmiştir çünkü. Kendi küçük egosuna acayip güvenmiş ve bebek katili olmuştur. Ne muhteşem kariyer!
Kızım oldu diye toprağa gömen fani; çarpılmış zihnine uşaklık ettiğini Peygamber söylediğinde de kabul etmemişti.
Cin çarpması kolay şifa bulmaz. Hepimiz az ya da çok çarpılıyoruz. Bu cin değişik biçimlerde nazikçe avlıyor bizi. Üstelik mevsimsiz bir av bu.
Nezaket de aldatıcılık söz konusu olduğunda hakkı yenmemesi gereken bir kelimedir.
Pamukla baş kesmek diye deyim var.
Farsça bir deyimdir ve görünüşlerin, sorgulanmamış düşünce kalıplarının; zekada en üstünleri bile, hikmette en ilerileri bile kolayca aldattığını, anlatır. Nihayetinde şeytan da fotoğrafa aldanmadı mı?
Âdem değersiz bir et kemik yığınıydı. Kendisi ateşti, üstündü. Aldandı.
Zan yine zan yine zan.
Akşam, yine akşam, yine akşam´ı hatırladım birden. Dizelerin sahibi Ahmet Haşim. Bir ara ondan da bahsim var siz okurlarıma. Ama sırayla olmalı bir şeyler, öyle değil mi can okurum.
Ölüm kötü bir şey değil. Zamanı geldiğinde bu dünya planında vazifesini yapmışların eşine dostuna son sözlerini edip, hoş sadalarını bırakacakları tek bir an. Onurlu bir veda seremonisi... İçinde bir hak ediş barındırıyor esasen. Ölümü hak ederek karşılamak gerekiyor.
Hakk´ın olmadığı ne var ki zaten?
Ama her şeyin de bir sırası var, yani olmalı, sonuçta zulüm başka şeb-i arus başka.
Bebekler ölmesin yahu.
Bu yürek bu vebali taşıyamıyor artık.
Bebekler ölmesin.
Sen de ölme can dostum. Nefes verdikçe Yaradan, yaşamın hakkını ver. Bulunduğun yerde teksin, biriciksin, hediyesin. Bunu bil. Etrafındakilerin sana ihtiyacı var.
Son olarak ülkemizin başı sağ olsun. Şehrimiz Konya´nın da başı sağ olsun.. Kelimeler kifâyetsiz...
Allah´ın koruması ve nûru üzerinize aksın. Şimdilik hoşça bakın zatınıza.


