Ego Öğütme Makinesi
Auschwitz kampında insanları çırılçıplak soyup, çoluk çocuk duş alacaksınız diye gaz odalarına sokuyorlar. Camlı bir odanın arkasında onlara gaz verilirken görevli bilim insanları bu olayı seyre koyuluyor. Tarihin en önemli deneylerinden. Büyük bir merakla bilimsel bilgi üretmeye çalışıyorlar. Önlerinde yüzlerce insan birbirlerinin derisini yüzüp kurtulmaya çalışırken bir damla nefes alabilmek için bir kadın kendi öz çocuğunu ezerken ulaşmaya çalıştıkları tüm bilgileri büyük bir ilhamla not alıyorlar.
Gün gelip mahkemelerde sorgulandıklarında kendilerini savunmakta en küçük bir tereddüt göstermiyorlar. Çünkü iyiliğe, bilime hizmet ettiklerine olan inançları hep yanlarında. Kötülük yapmadılar. Tam tersine daha iyi bir dünya için kutsal bir vazifeyi yerine getirdiler. Bir hikayenin içindeler ve o hikayenin iyiliğe hizmet ettiğine inanıyorlar. O hikayenin senaryosu öldür emrini veriyorsa, öldürebilirim diyor, insan.
Ve öyle görünüyor ki insanı en kötü yapan şey bu.
Bilim insanları seri katil, psikopat ya da cani değildi. Yani en azından toplumsal etiketleri bunlar ve türevleri değil. Ama yüzlerce insanı sözde iyilik adına tasarlanmış bir korku filminin bedbaht kahramanları yapmaktan çekinmediler. Mideleri ve kalpleri bu manzarayı kaldırdı. Hatta üste kendilerini savundular.
İnsan, bir kere bir şeye inanmaya görsün. Bugün dünyada nelere şahitlik ediyoruz.
Ve zannediyoruz ki gerçekten iyiler ve kötüler diye aralarında böyle kocaman kalın bir sınır olan iki grup var. Hayır, bu büyük bir yanılgı.
İnsan iyi ya da kötü olmanın ötesinde yaşam senaryosunun gereğini yapan bir oyuncu gibi daha çok.
İdeolojik kutuplaşmalar serinkanlılıkla türdaşını öldürttüyor. Sonra şükranla ve gururla kaldığı yerden yaşamaya devam ediyor insan.
Herkes hep iyi. Kötüler ve kötülük nerede?
Parmaklar kendinden emin biçimde karşıyı gösteriyor.
Öyle görünüyor ki bizler icab ettiğinde her şeyi yapabilecek biçimde tasarlanmışız. Kendini bilmek belki de öz kimliğine uyanmaktır.
Bazıları ben çok iyiyim, inadına iyilik afirmasyonlarıyla dolaşıyor. Bu sadece yalan olmakla kalmıyor, aynı zamanda imkansız. Evrensel yasalar gereği sen sadece iyi olamıyorsun. O vakit bu madde dünyasında işin yoktu zaten.
Kendine acilen bir ego öğütme makinesi bulup arınmak için buradasın. “İnadına iyilik yapıyorum ben, ötekiler bunca kötüyken” deyip kibirlenmek için değil.
Auschwitz kampındaki bilim insanları da inadına iyilik diyorlardı. Belki de türümüzün asıl problemi kendisi ve bulunduğu klanı muhteşem ama kale dışındakileri hep kusurlu görüp düzeltmeye çalışması.
Çok bedbaht bir çaba. Yüzyıllardır savaşıyor ve diğerini yola getirmeye çalışıyor dünyalılar.
Ama olmadı ve olmayacak.
Hakikati zan altında bırakıyor ademoğlu ve bunda çok usta. Oysa huzur böyle kazanılmaz.
Huzur, “ben ve sen” gafletinden uyanabilenlerin armağanıdır.


