Kutunun Dışı 7: Saçmalık
Merhaba Sevgili Okur.
Yeni bir yıla girdik. Öncelikle seni ve yeni yılını kutlamak isterim. Çünkü bu yıla ulaştın. Bu senin marifetin miydi? Bir yerde evet. Çünkü bir şekilde aldığın nefesi devam ettirdin ve şu an bu yazıyı okuyorsun. Malum, yaşamak çok ciddi bir mesele. Yoksa Nazım Hikmet o meşhur şiiri yazar mıydı? Hani şu bütün işin gücün yaşamak olacak ana fikrine sahip şiir.
Bütün işimizin gücümüzün yaşamak olması ne demek olabilir ki?
Yani yaşa işte. Çok da didiklemeden. Didikledin de ne oldu? Körlemesine bir yaşam da değil kastım. Ama şu yeni yıla girerkenki konuşmalar da aynı türdendi biliyorsun. Tıpkı “şu yoğurdu sarımsaklasakda mı saklasak yoksa sarımsaklamasakda mı saklasak” türünden.
Tekerleme deyip geçmemek lazım. Çok şey anlatır tekerlemeler. Çünkü fark etmesek de biz insanların hayatı da tekerleme söyleyerek geçer.
2026 ile daha önceki yıllar arasında bir fark olsun istiyorsak belki de boş dilekleri bir kenara bırakıp yoğurdu yemeye başlamak iyi bir fikir olabilir. Yani bazen sarımsaklayıp yiyebiliriz bazen sarımsaklamayıp. Sarımsak sevmeyen de olabilir ki onun işi daha kolay olacaktır bu durumda.
Kolay olmayabilir de. Çünkü bu kez de “ al bu takatukaları takatukacıya takatukalatmaya götür, takatukacı takatukaları takatukalamam derse takatukacıdan takatukaları takatukaltmadan al gel.” gibi bir sorunsal da devreye girebilir. Girebilir de değil, kesin girer. Çünkü bizim işimiz takatukalanan takatukalardan da memnun olmamaktır. Ya da birileri takatukacıya gidecek birileri gitmeyecek, birileri gitse de takatukalatmayacak ya da takatukalatmak isteyecek bu kez de takatukacı burun kıvıracaktır. Yani at bulunacak ama meydan bulunmayacak, meydan bulununca da at sırra kadem basacaktır. Dünya budur çünkü.
Peki ben, sen ve o ne yapacağız?
2026´ya da girdik. Ölmedik de yaşıyoruz. Maşallah bize. Daha ne olsun. Takatukaymış, yoğurt sarımsakmış illaki çözeriz. Develerin tellal, pirelerin berber olduğu zamanları geçirip göçürmüşüz. Nesiller boyu nice ağıtlar, nice türküler, nice savaşlar, nice dramlar, nice eğlenceler, düşler, düşünceler insanlık havuzunda cirit atıyor. Hepsi de hafızamızda. Bir yoklasak neler çıkar. Çok oralı olmuyoruz çünkü düşünmek zahmetli iş. Aynen bir şey ararken bazen evin altını üstüne getiririz ya. Üstelik aradığımızı bulamamak ihtimali de olur. İşte düşünmek de öyle bir şey. Sende aradığın her şey mevcut. Ama sen göründüğünden ibaret değilsin. Senden öte bir şey var onu bulman lazım. Öyle diyorlar. Kadim kültür de, adına ister ezoterik öğretiler de, ya da inançlar de, bilmiyorum, adını sen koy.
Ama şu “sarımsaklasakda mı saklasak yoksa sarımsaklamasakda mı saklasak” derdinden bir çıkmak lazım. Yoksa değil 2026, 2126 olsa aynı tas aynı hamam olur bu öykü. E nitekim olmuş dünya kurulalı; masalı, efsanesi, ninnisi, ilahisi, rüyası, dedesi, ninesi, cahili, bilgesi aynı şeyleri söylüyor. Belki yoğurdu hiç saklamamalısın. Yani konu sarımsağa hiç gelmemeliydi bile.
Saçmalık dedik başlıkta ve saçmaladık. Dünya bizim saçmalamamız üzerine kurulu. Saçmalama oyununun ne kadar dışına çıkarsak o kadar canımızı kurtarıyoruz. Demek istiyorum ki yoğurt adlı nesneyi nasıl yemek istiyorsan öyle ye bence 2026´da. Yoksa sarımsak ve takatuka meselesi bin yıllık ömrün olsa da nihayet bulmaz. İYİ YILLAR bu arada.


