Bazı Sevdalar Siyah Yas Tutmaz; Kırmızı Giyer..
Bazı insanlar yaşadıkları şehrin nüfusuna kayıtlıdır. Bazıları ise o şehrin hafızasına...
Bu hafta köşemde ne yazacağımı düşünürken fark ettim ki bazı insanlar öldükten sonra sadece bir haber bırakmaz; bir hayat dersi bırakır.
Ben bugün Sultan Abla'yı, sadece Konya'nın simge isimlerinden biri olduğu için yazmıyorum.Koca bir şehre hatta ülkeye; sadakati, güveni, beklemeyi, sevmeyi, güven kırıldığında insanın içinde açılan yarayı ve bütün acılarına rağmen hayata küsmemeyi öğrettiği için yazıyorum.
Çünkü bazen en büyük dersleri konuşanlar değil, sessizce yaşayanlar verir.
Konya denince akla Mevlana Hazretleri gelir, Alaaddin Tepesi gelir, tarih gelir. Ama bu şehrin sokaklarını gerçekten yaşayan herkesin zihninde bir isim daha vardır: Kırmızılı Kadın Sultan Abla. Kimimiz ona "Kırmızılı Kadın" dedik, kimimiz sadece uzaktan selam verdik. O ise yıllarca kırmızılarıyla Konya'nın sokaklarında yürüdü ve farkında olmadan bu şehrin hafızasına dönüştü.
Bu hafta Sultan Abla'yı kaybettik. Ardında sadece bir cenaze değil, binlerce insanın yüreğinde aynı anda oluşan bir boşluk bıraktı.Ne garip ki insan, bazen her gün gördüğü birini gerçekten tanımaz. Trafikte yanından geçer, otobüste karşılaşır, sonra bir gün onu göremeyince, şehrin bir rengi solar.
Sultan Abla'nın hikâyesi aslında yalnızca kırmızı kıyafetlerden ibaret değil. Yaşadığı acılar, yarım kalan bir hayat ve bir renge sığdırılmış koca bir ömür..Tam 42 yılı bir renge boyayan büyük sevda...
Bir gün eşi, sokakta kırmızı giyinen bir kadını gösterip ne kadar güzel göründüğünü söyler. Sultan Abla ona imrenmesin der ve hiç düşünmeden gidip kendisine kırmızı bir elbise alır. Çünkü sevdiği adam kırmızıyı sever.İnsan sevince bazen kendinden vazgeçer.Sevdiğinin sevdiği her şeye tutunur.Onun beğendiği bir rengi, kendi hayatının rengine dönüştürür. Ve, en ağır darbeyi tam da insanın en çok güvendiği yerden alır.
Yıllar geçer..
Çocukları olmadığı için eşi onu terk eder.
Yalnızca eşi gitmedi o gün; yuvası, anne olma umudu ve geleceğe dair bütün hayalleri de gitti.
Başkası olsa kırmızı rengi lügatından çıkarırdı ama Sultan Abla tam tersini yaptı.
Çünkü kırmızı artık sadece bir renk değildi.
Bir zamanlar sevdiği adama güzel görünmek için giydiği o elbise, ömrünün geri kalanında sevgisinin, sadakatinin ve kırgınlığının rengi oldu.
Sonra o kırmızı yalnızca kıyafetlerinde kalmadı.Yaşadığı tek göz odanın her köşesine yayıldı.Çay örtüsü, yatak örtüsü perdeleri,çaydanlığı,aynası.kapı kolundaki süsten en küçük objesine kadar her şeyi kırmızıydı.
Biz dışarıdan sadece kırmızıyı gördük.
Oysa o kırmızının içinde yıllarca dinmeyen bir özlem, kırılmış bir güven ve vazgeçemeyen bir sevda vardı. "Ah!Ramazan sağ olsa bir kez daha görsem" cümlesi onu ayakta tutan en büyük umuduydu.."İnsan en çok, sevildiğini sandığı anlardaki saflığına yanıyor." derken tüm umudunun boşa olduğunu bildiği halde.
Bunca yıl geçmiş...
Bunca kırgınlık yaşanmış...
Ama o, hâlâ sevdiği adamın adını anarken içinde küçücük de olsa bir umut taşıyordu.
Belki de sevgi tam olarak buydu.Unutamamak değil;Vazgeçememekti.
Bugün düşünüyorum da...
Biz çoğu zaman farklı olanı anlamaya çalışmak yerine etiketlemeyi tercih ediyoruz.
Oysa her farklılığın arkasında görünmeyen bir hikâye var.
Her tebessümün arkasında saklanan bir gözyaşı...
Her sessizliğin arkasında söylenememiş binlerce cümle...
Tek göz bir odada yalnız bırakılan bir kadın...
Hayatın bütün yükünü tek başına omuzlayan bir kadın... Son yolculuğuna uğurlanırken yalnız değildi.
Onu uğurlamak için binlerce insan vardı.
Hayat bazen geç de olsa adaletini böyle kuruyor.
Bir insanı en çok sevdiğini söyleyen biri terk edip giderken, onu hiç tanımayan binlerce insan son yolculuğunda omuz omuza yürüyebiliyor.
Demek ki insanın gerçek zenginliği; sahip oldukları değil, geride bıraktığı izmiş.
İnsan öldüğünde sadece nefesi değil, bir dönemin hatıraları da sessizleşiyor.
Sultan Abla bana bu yazıyı yazdıran kişi oldu.
Çünkü o bize; sadakatin sadece güzel günlerde yanında olmak olmadığını, güvenin kırıldığında insanın ömrüne nasıl işlendiğini, sevmenin bazen kavuşmak değil beklemek olduğunu ve bütün acılarına rağmen hayata küsmeden yaşanabileceğini gösterdi.
Bugün Konya'nın rengi soldu...
Ama bu şehir, Sultan Abla'yı sadece kırmızı kıyafetleriyle değil; vefasıyla, sabrıyla, sevgisiyle ve sessizce verdiği hayat dersiyle hatırlayacak.
Sultan ablaya Allah'tandır rahmet dilerken yazımı Şems-i Tebrizi 'nin sözüyle noktalamak istiyorum
"Gönül yakana uyku haram olmalıydı, gönlü⁷ yıkılana değil."


