Açık

22°C
Konya

Çocuklarımızı Hayata mı, Konfora mı Hazırlıyoruz?

Kayıt Tarihi: 30.06.2026 20:43 - Son Güncelleme: 16.07.2026 01:15
YAZI
A

Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir ifade var: "Artık prenses erkekler yetişiyor."


İlk duyulduğunda kulağa sert geliyor. Hatta çoğu zaman bu cümleyi gençlere yöneltilmiş bir eleştiri olarak görüyoruz. Oysa biraz durup düşündüğümüzde, bu söz aslında çocuklardan çok biz yetişkinlere söylenmiş bir eleştiri.


Çünkü hiçbir çocuk "prenses gibi" doğmaz. Çocukları hayata hazırlayan da hazırlayamayan da biziz. Bugün eleştirdiğimiz birçok davranışın temelinde, yıllar boyunca farkında olmadan verdiğimiz yanlış mesajlar var.


Ne zaman çocuk yetiştirmek, çocuğu hayata hazırlamak yerine hayatı çocuğa göre düzenlemeye dönüştü; işte o zaman dengeler değişmeye başladı.

Çocuklarımız üzülmesin istedik. Yorulmasın istedik. Başarısız olmasın, hayal kırıklığı yaşamasın istedik. Önlerine çıkan her engeli kaldırmayı, iyi ebeveynlik sandık. Yapabileceği işleri biz yaptık, çözebileceği sorunları biz çözdük. Oysa farkında olmadan çocuklarımızın değil, kendi vicdanımızın yükünü hafiflettik.


Eskiden çocuklar yaşlarına uygun sorumluluklarla büyürdü. Ekmek alır, sofra kurmaya yardım eder, odasını toplar, pazara gider, evde bir işin ucundan tutardı. Hata yapar, sonucuna katlanırdı. Çünkü hayatın küçük sorumlulukları, büyük hayat derslerinin provasıydı.Bugün ise birçok evde tam tersi bir tablo görüyoruz. Dağıttığını annesi topluyor. Çantasını babası hazırlıyor. En küçük sorununda ailesi devreye giriyor. Öğretmeniyle konuşması gereken yerde annesi konuşuyor. Bir arkadaşına "hayır" demesi gerekirken babası onun yerine çözüm üretiyor. Üstelik bununla da kalmıyor...

Çocukların kendi aralarında birkaç saat içinde unutup gideceği tartışmalar, ailelerin müdahalesiyle büyüyor. Anne babalar çocuklarının hakkını savunduğunu düşünürken, mesele bazen aileler arasında kavgaya, hakarete hatta şiddete kadar varabiliyor. Çözülmesi gereken sorun çocukların değil, büyüklerin egolarının savaşı hâline geliyor.

Ve çocuk her seferinde aynı mesajı alıyor:

"Benim yerime nasıl olsa birileri mücadele eder." Ve işte asıl tehlike burada başlıyor.

Çünkü sorumluluk da kas gibidir. Kullanılmazsa zayıflar. Mücadele etmeyen çocuk, mücadele etmeyi öğrenemez. Kendi sorununu çözemeyen çocuk, büyüdüğünde de hayatın yükünü başkalarının taşımasını bekler.


Sonra yıllar geçiyor...

"Neden çalışmak istemiyor?"

"Neden en küçük eleştiride kırılıyor?"

"Neden evliliğin sorumluluğunu taşımakta zorlanıyor?"

"Neden her şey hazır olsun istiyor?"diye hayıflanıyoruz.Oysa belki de asıl sormamız gereken soru şu: Biz ona bunların tersini ne zaman öğrettik?


Bugün "prenses erkekler yetişiyor" diyerek gençleri eleştiriyoruz. Aslında belki de kendi ebeveynlik eksiklerimize bu cümlenin arkasına saklıyoruz.

Çünkü çocuklarımızı güçlü yapmak isterken onları konfora alıştırdık. Mutlu olsun derken mücadeleden uzak tuttuk. Üzülmesin derken hayal kırıklığıyla tanışmasına izin vermedik. Yorulmasın derken emek vermenin değerini öğretemedik.


Ve hayat bizim kadar hassas davranmıyor.

İş hayatı kimseyi şımartmıyor.Evlilik kimsenin yerine sorumluluk almıyor.Hayat, annesinin topladığı odayı toplamıyor, babasının çözdüğü sorunları çözmüyor.Eninde sonunda herkes kendi yükünü taşımak zorunda kalıyor.


Aslında bu tavır sadece erkek çocuklarıyla ilgili de değil. Aynı hataları kız çocuklarımız için de yapıyoruz. Çünkü mesele cinsiyet değil; çocuk yetiştirme anlayışımız. İyi ebeveynlik, çocuğun önündeki bütün taşları kaldırmak değil. İyi ebeveynlik, o taşlara takıldığında yeniden ayağa kalkabilecek cesareti ve beceriyi kazandırmak.


Çocuklarımızı hayata hazırlamak yerine hayatı onlar için kolaylaştırdığımız sürece, yarının yetişkinlerinden güçlü olmalarını bekleyemeyiz.


Belki de artık "prenses erkekler yetişiyor" demeden önce aynaya bakmanın zamanı gelmiştir.Çünkü bugünün çocuklarını, dünün anne babaları yetiştirdi.


Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; çok para, çok imkân ya da kusursuz bir hayat değil.Onlara bırakabileceğimiz en değerli miras; sorumluluk alabilen, mücadeleden kaçmayan, hata yaptığında ayağa kalkabilen sağlam bir karakterdir.Çünkü gerçek sevgi, çocuğun her yükünü omuzlamak değildir.Gerçek sevgi; bir gün kendi yükünü kimseye ihtiyaç duymadan taşıyabilecek bir insan yetiştirebilmektir.

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Ayşe Ayhan Eraslan

Ayşe Ayhan Eraslan

Yazarın Diğer Yazıları