Kitaplara Açılan Kapılar, Çocuklara Kapanan Kapılar
Konya’da bugün kitapların ışığı yanıyor. Konya Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği Kitap Günleri’nde yüzlerce yayınevi, yazarlar, binlerce kitap ve sayfaların arasında kendine yeni bir dünya arayan insanlar… Her köşede ayrı bir hikâye, her kitapta başka bir yolculuk. İnsanın ruhunu besleyen, zihnini genişleten, şehrin kültür hayatına renk katan bir şölen.
Sloganı da ne güzel: “Okumadığın Gün Karanlıktasın.”
Peki ya okumak isteyen ama okul kapısından içeri giremeyen çocuklar? Ya karanlıktan çıkmak için kitaba uzanan eli, başındaki örtü yüzünden geri çevrilen kız çocukları?
Bir tarafta kitapların aydınlığına davet, diğer tarafta inancıyla karanlığa itilen çocuklar…
İnsan, tam da bu iki görüntünün arasında durup düşünmeden edemiyor. Aynı dünyada, aynı çağda, bir çocuğa kitapların kapısını açarken diğerine okulun kapısını kapatmak nasıl açıklanabilir?
Yıl 2026... İnsanlık, yapay zekâyla bilginin sınırlarını zorluyor; uzay araştırmalarıyla yeni ufuklara yöneliyor, dijital imkânlarla eğitimi dünyanın en uzak köşelerine ulaştırmaya çalışıyor. Bilgiye erişimin hiç olmadığı kadar kolaylaştığı, sınırların teknolojinin gücüyle aşındığı bir çağda, hâlâ bir çocuğun eğitim hakkını başındaki örtü üzerinden tartışıyoruz. Dünya geleceği konuşurken bazı çocuklar, sınıflarına girebilmek için kendilerini anlatmak zorunda kalıyor.
Azerbaycan’dan gelen başörtüsü tartışmalarına ilişkin haberler, tam da bu çelişkinin ortasında duruyor. Başörtülü öğrencilerin okula alınmadığı yönündeki haberler, meseleyi bir kıyafet düzenlemesinin çok ötesine taşıyor. Çünkü okul kapısında bekleyen yalnızca bir öğrenci değil; onun hayalleri, öğrenme isteği ve geleceğe dair bütün ihtimalleri.
Türkiye, yaklaşık otuz yıl önce bu tartışmaların insan hayatında nasıl derin izler bırakabileceğini gördü. O günlerin Türkiye’siyle bugünün Türkiye’si arasında toplumsal anlayıştan kamusal yaşama, eğitim imkânlarından bireysel özgürlüklerin ele alınışına kadar çok şey değişti. Bu dönemin yansımaları hala hayatında olan biri olarakda rahatlıkla ifade edebiliyorum ki bir zamanlar başörtüsü nedeniyle eğitim hayatından uzak kalan genç kadınların yaşadıkları, bugün geçmişin bir sayfası olarak anlatılabiliyor. Ne var ki bir yerde aşılması gereken bir sorunun başka bir yerde yeniden ortaya çıkması, insanı yalnızca geçmişe değil, geleceğe dair beklentilerine de bakmaya zorluyor.
Otuz yıl önce yaşanan bir tartışmanın 2026 yılında başka bir coğrafyada yeniden karşımıza çıkması, çağın ilerlemesiyle insan hakları anlayışının her zaman aynı hızda ilerlemediğini gösteriyor. Teknoloji değişiyor, şehirler dönüşüyor, toplumlar yeni imkânlarla tanışıyor. Fakat insan, kendisinden farklı olana karşı önyargılarını aşamadığında bütün bu ilerleme, hayatın en temel meselelerinde eksik kalıyor.
Oysa bir çocuğun başındaki örtü, zihnindeki ışığa engel değil. Bir insanın inancı, öğrenme hakkının karşısına dikilecek bir duvar hiç değil. Eğitim, çocuğun kimliğini sınamak için değil, onun yeteneklerini keşfetmesine ve kendi geleceğini kurmasına imkân vermek için var.
*Belki de karanlık, yalnızca okumadığımız gün değil; okuma hakkı elinden alınan bir çocuğun neden dışarıda bırakıldığını sormadığımız gündür.*
Konya’daki kitap raflarından Azerbaycan’daki okul kapılarına uzanan mesafe kilometrelerle ölçülebilir. Fakat bu iki görüntünün arasındaki çelişki, insanlığın vicdanına sığmayacak kadar büyük. Bir tarafta çocuklara kitaplarla yeni dünyalar keşfetmeleri çağrısı yapılırken diğer tarafta bir çocuğun hangi şartlarda eğitim alabileceği inancı üzerinden belirleniyorsa aydınlanma iddiamızı da yeniden gözden geçirmemiz gerekir.
Çünkü kitap okumak, yalnızca satırların arasındaki bilgiyi edinmek değil. Okuduklarımızın bizi daha adil, daha anlayışlı ve başkasının hakkına karşı daha duyarlı kılması. Binlerce kitabın arasında dolaşmak kadar, o kitaplardan öğrendiklerimizle haksızlığa karşı durabilmek de önemli. Aksi hâlde bilgi zihnimizde birikir ama vicdanımıza ulaşamaz.
Bir çocuğa kitap hediye edip ona geleceği anlatırken, başka bir çocuğun geleceğe açılan kapısını kapatamayız. Aydınlanmayı savunmak, yalnızca kitapları çoğaltmak değil; o kitapları okuyacak her çocuğun hakkını korumak.
Çünkü bir çocuğun başındaki örtü, gözündeki ışığı söndürmek için gerekçe olamaz.
Bir gün o çocuklar büyüyecek. Belki içlerinden biri dünyayı değiştirecek bir kitap yazacak, belki binlerce öğrenci yetiştirecek. Ama bugün onlara kapıyı kapatanlar, hangi hayalin eşiğinde durduklarını bile bilmeyecek.
Çünkü bir çocuğu okul kapısında bırakmak, yalnızca bugünden bir öğrenciyi eksiltmek değil; insanlığın henüz yazılmamış bir sayfasını yırtmaktır.



